Fuat YETGİN
Köşe Yazarı
Fuat YETGİN
 

HALİFELİĞİN KALDIRILMASININ 100.YILINDA

CUMHURİYETİN İLK ADALET BAKANI MEHMET SEYYİT BEY (1873-1925)          Hukukçu, Cumhuriyet döneminin ilk adliye vekili. Mehmet Seyyid Bey İzmir'de doğdu. Babası İzmir eşrafından Müezzinzadeler ailesinden Abdullah Takıyyüddin'dir      ll. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte siyasete atıldı ve 1908 seçimlerinde İzmir mebusu oldu, 1912 ve 1914 seçimlerinde aynı ilden mebus seçildi. Mebus ve İslam hukuku müderrisi olarak ll. Meşrutiyet döneminde çeşitli kanunlaştırma ve tadil komisyonlarında görev yaptı.          Milli Mücadele sırasında Mustafa Kemal'in kendileriyle irtibat kurarak Anadolu'daki harekete destek vermelerini istediği kişiler arasında bulunan Seyyid Bey, Cumhuriyet'in ilanından önceki dönemde! Mustafa Kemal' e hukuki konularda danışmanlık yaptı. Mehmet Seyit Bey Mustafa Kemal’in kişisel güvenini kazanmış bir insandı.          Seyit Bey, sadece bir devlet adamı, bir siyasetçi değildir; o niteliklerine ek olarak, belki onlardan daha önce, bir bilim adamı, müçtehit bir din bilginidir. Seyit Bey, Kur’an diyalektiğini çok iyi kavramış devrimci bir düşünürdür. 3 Mart 1924 'te Mehmet Seyyit Bey,  hilafetin kaldırılması teklifinin görüşülmesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde tarihi bir konuşma yapmış, bu konuşma milletvekilleri üzerinde etkili olmuş ve bu teklif Oturuma katılan 158 üyenin 157'sinin oyuyla kabul edilmiş; tek ret oyu veren Gümüşhane mebusu Zeki Beyin itirazıyla hilafetin kaldırılmasını sağlamıştır. Onun bu konuşması sayesinde hilafetin kaldırılması kavgasız gürültüsüz kabul edilmiştir. Mehmet Seyyit Beyin, Meclis’teki bu tarihi konuşmasından sadece üç gün sonra, Adalet bakanlığından istifası istenmiş,  istifa etmeyince de Başbakan İsmet İNÖNÜ 5 Mart 1924’te istifa ederek Kabineyi dağıtmış, 6 Mart 1924'te kurulan yeni kabinede Mehmet Seyit Bey’e yer verilmemiştir.          Bu durum karşısında çok sarsılan Seyit Bey, Ankara’yı terk ederek İstanbul’a gelip üniversitedeki eski görevine dönmüş,   hastalanarak birkaç ay sonra yakalandığı zatürreden 8 Mart 1925 tarihinde hayata veda etmiştir.”          Mehmet Seyyid beyin yerine Mahmut Esat Bozkurt”  atanır. Mahmut Esat Bozkurt” İsviçre’nin “Fribourg Üniversitesi”nde “hukuk” okumuş  “tez” çalışmasıyla da “Hukuk Doktoru” olmuştur.Yıl “1924”; mart ayında “Cumhuriyet” henüz “beş aylık”..“laik hukuk sistemi” doğrultusunda çalışmalara geçilir;  Avrupa’nın temel kanunları tercüme edilerek “Türk Hukuk sistemine aktarılır. “çağdaşlaşma” sürecimizin “özünü” oluşturan “Türk hukuk Devrimi”, yapılır.          Mehmet Bey TBMM de yaptığı tarihi konuşmasının sonunda şöyle hitabeder;          Efendiler, bütün Doğu ve Batının bütün Avrupa hukukçularının bütün filozoflarının görüş birliğine vardıkları bir şey vardır ki o da  “bir ülkenin kanunlarının o ülkenin örf ve âdetine uygun olması” hususudur. Kanun konulmasında esas budur[1]…. ….“Son söz olarak şu yanını da arz edeyim ki yargılamanın ve adalet sisteminin düzeltilmesi, iyileştirilmesi (adli ıslahat) adı altında alel acele bir kanun yapmak doğru olmaz zararlıdır. Almalar son Medeni kanunlarını ancak on beş yılda yapabildiler. Ülkeye, milletin örf ve âdetine, milletin sosyal bünyesine uygun kanunlar yapmak kolay bir şey değildir. Çeşitli Devletlerin, çeşitli kuralları ve kanunları  (hukuku)  vardır. Batının örf ve âdeti ve hukuku olduğu gibi Doğunun da ülkemizin de Örf âdeti ve hukuk kuralları vardır. Bunları uzun uzadıya incelemek araştırmak, düşünmek, hangi kuralların, hangi kanunların, (hükümlerin) ülkemize, milletimizin sosyal şartlarına ve yaşam hayatına uygun olduğunu belirlemek gerekir. Böyle yapılmayıp da alelacele, gelişi güzel bir kanun yapılacak olursa yarar yerine zarar meydana gelir. Sonra sık sık, iki günde bir değişiklik yapmak zorunda kalırsınız. Ben size bir ayda büyük bir kanun, Devletin Medeni Kanununu bile getirebilirim, ne yaparım? Alman veya İsviçre Medeni Kanunu tercüme ettirerek Yüce Heyetinize sunabilirim. Fakat ona Türkiye Kanunu denmez. Saygıdeğer Şükrü Saraçoğlu Beyin deyimi ile “Türk'ün ruhundan doğan kanun” denmez,  Alman veya İsviçre Kanunu denir. Almanya ve İsviçre başka, Türkiye başkadır. Türkiye'de Türkiye kanunu gerekir. Bu da uzun uzadıya incelemeyi, araştırmayı gerektirir.  Kaş yapalım derken göz çıkarmayalım. Dayanıklı ve sağlam temeller üzerinde yürüyelim. Tekrar geriye dönmeyelim. İşte ben bildiklerimi, görüşlerimi bütün samimiyetimle en açık bir biçimde sundum.  Artık ötesi size aittir. Her şey kararınıza bağlıdır. Müsaadenizle sözlerime son vereyim. (Teşekkür ederiz sesleri, alkışlar)”.[2]          “Cumhuriyetle sürüp giden yapay kavganın kırılma noktası Cumhuriyet Devrimlerini,  Kur’an ve İslam açısından anlatacak Mehmet Seyyit Bey ve Ubeydullah Efendi gibi müctehit sıfatını taşıyabilecek şahşiyetlerin saf dışı edilmesiyle başlamıştır. Oysa Cumhuriyetin Mehmet Seyyit Bey gibi nice insanlara ihtiyacı vardı. “Hilafetin din meselesi değil siyaset meselesi olduğunu,  esası bakımından, halkın kendisini yönetecek kişiyi veya kişileri seçmekten ibaret bulunduğunu, ama hurafeci çevrelerin halkı kandırmak için hilafeti bir vahyî-uhrevî mesele haline getirdiklerini, bu anlayışı ayakta tutmak için sayısız saptırmalara gittiklerini kanıtlarıyla anlattığı bu tarihsel konuşmada, dolaylı olarak bid’at ve hurafelerin İslam’a verdiği zararları da göstermiştir. Konuşmanın tarihselliği de buradan gelmektedir.”[3]          Ülke yönetiminde Cumhuriyet ve demokrasinin Kur’an açısından Allahın övgüsünü ve beğenisini kazanan bir esas olduğunu anlatan Mehmet Seyyid Bey’i Hilafetin Kaldırılışının 100. yılında Rahmetle ve minnetle anıyorum.  Saygılarımla                                                                   [1]TBMM Tutanak Dergisi60-61.sahife, Devre ll Cilt 7 Toplantı yılı 1,İkinci Toplantı, 3.3.1340 [2] TBMM Tutanak Dergisi 61. sahife,  Devre ll Cilt 7 Toplantı Yılı 1, İkinci Toplantı, 3.3.1340 (3 Mart 1924) [3] Yaşar Nuri ÖZTÜRK, İslam Nasıl Yozlaştırıldı,Yeni Boyut 20.Baskı,2015, s.9  
Ekleme Tarihi: 02 Mart 2024 - Cumartesi

HALİFELİĞİN KALDIRILMASININ 100.YILINDA

CUMHURİYETİN İLK ADALET BAKANI

MEHMET SEYYİT BEY

(1873-1925)

         Hukukçu, Cumhuriyet döneminin ilk adliye vekili. Mehmet Seyyid Bey İzmir'de doğdu. Babası İzmir eşrafından Müezzinzadeler ailesinden Abdullah Takıyyüddin'dir      ll. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte siyasete atıldı ve 1908 seçimlerinde İzmir mebusu oldu, 1912 ve 1914 seçimlerinde aynı ilden mebus seçildi. Mebus ve İslam hukuku müderrisi olarak ll. Meşrutiyet döneminde çeşitli kanunlaştırma ve tadil komisyonlarında görev yaptı.

         Milli Mücadele sırasında Mustafa Kemal'in kendileriyle irtibat kurarak Anadolu'daki harekete destek vermelerini istediği kişiler arasında bulunan Seyyid Bey, Cumhuriyet'in ilanından önceki dönemde! Mustafa Kemal' e hukuki konularda danışmanlık yaptı. Mehmet Seyit Bey Mustafa Kemal’in kişisel güvenini kazanmış bir insandı.

         Seyit Bey, sadece bir devlet adamı, bir siyasetçi değildir; o niteliklerine ek olarak, belki onlardan daha önce, bir bilim adamı, müçtehit bir din bilginidir. Seyit Bey, Kur’an diyalektiğini çok iyi kavramış devrimci bir düşünürdür.

3 Mart 1924 'te Mehmet Seyyit Bey,  hilafetin kaldırılması teklifinin görüşülmesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde tarihi bir konuşma yapmış, bu konuşma milletvekilleri üzerinde etkili olmuş ve bu teklif Oturuma katılan 158 üyenin 157'sinin oyuyla kabul edilmiş; tek ret oyu veren Gümüşhane mebusu Zeki Beyin itirazıyla hilafetin kaldırılmasını sağlamıştır. Onun bu konuşması sayesinde hilafetin kaldırılması kavgasız gürültüsüz kabul edilmiştir. Mehmet Seyyit Beyin, Meclis’teki bu tarihi konuşmasından sadece üç gün sonra, Adalet bakanlığından istifası istenmiş,  istifa etmeyince de Başbakan İsmet İNÖNÜ 5 Mart 1924’te istifa ederek Kabineyi dağıtmış, 6 Mart 1924'te kurulan yeni kabinede Mehmet Seyit Bey’e yer verilmemiştir.

         Bu durum karşısında çok sarsılan Seyit Bey, Ankara’yı terk ederek İstanbul’a gelip üniversitedeki eski görevine dönmüş,   hastalanarak birkaç ay sonra yakalandığı zatürreden 8 Mart 1925 tarihinde hayata veda etmiştir.”

         Mehmet Seyyid beyin yerine Mahmut Esat Bozkurt”  atanır. Mahmut Esat Bozkurt” İsviçre’nin “Fribourg Üniversitesi”nde “hukuk” okumuş  “tez” çalışmasıyla da “Hukuk Doktoru” olmuştur.Yıl “1924”; mart ayında “Cumhuriyet” henüz “beş aylık”..“laik hukuk sistemi” doğrultusunda çalışmalara geçilir;  Avrupa’nın temel kanunları tercüme edilerek “Türk Hukuk sistemine aktarılır. “çağdaşlaşma” sürecimizin özünü” oluşturan “Türk hukuk Devrimi”, yapılır.

         Mehmet Bey TBMM de yaptığı tarihi konuşmasının sonunda şöyle hitabeder;

         Efendiler, bütün Doğu ve Batının bütün Avrupa hukukçularının bütün filozoflarının görüş birliğine vardıkları bir şey vardır ki o da  bir ülkenin kanunlarının o ülkenin örf ve âdetine uygun olması” hususudur. Kanun konulmasında esas budur[1]….

….“Son söz olarak şu yanını da arz edeyim ki yargılamanın ve adalet sisteminin düzeltilmesi, iyileştirilmesi (adli ıslahat) adı altında alel acele bir kanun yapmak doğru olmaz zararlıdır. Almalar son Medeni kanunlarını ancak on beş yılda yapabildiler. Ülkeye, milletin örf ve âdetine, milletin sosyal bünyesine uygun kanunlar yapmak kolay bir şey değildir. Çeşitli Devletlerin, çeşitli kuralları ve kanunları  (hukuku)  vardır. Batının örf ve âdeti ve hukuku olduğu gibi Doğunun da ülkemizin de Örf âdeti ve hukuk kuralları vardır. Bunları uzun uzadıya incelemek araştırmak, düşünmek, hangi kuralların, hangi kanunların, (hükümlerin) ülkemize, milletimizin sosyal şartlarına ve yaşam hayatına uygun olduğunu belirlemek gerekir. Böyle yapılmayıp da alelacele, gelişi güzel bir kanun yapılacak olursa yarar yerine zarar meydana gelir. Sonra sık sık, iki günde bir değişiklik yapmak zorunda kalırsınız. Ben size bir ayda büyük bir kanun, Devletin Medeni Kanununu bile getirebilirim, ne yaparım? Alman veya İsviçre Medeni Kanunu tercüme ettirerek Yüce Heyetinize sunabilirim. Fakat ona Türkiye Kanunu denmez. Saygıdeğer Şükrü Saraçoğlu Beyin deyimi ile “Türk'ün ruhundan doğan kanun” denmez,  Alman veya İsviçre Kanunu denir. Almanya ve İsviçre başka, Türkiye başkadır. Türkiye'de Türkiye kanunu gerekir. Bu da uzun uzadıya incelemeyi, araştırmayı gerektirir.  Kaş yapalım derken göz çıkarmayalım. Dayanıklı ve sağlam temeller üzerinde yürüyelim. Tekrar geriye dönmeyelim. İşte ben bildiklerimi, görüşlerimi bütün samimiyetimle en açık bir biçimde sundum.  Artık ötesi size aittir. Her şey kararınıza bağlıdır. Müsaadenizle sözlerime son vereyim. (Teşekkür ederiz sesleri, alkışlar)”.[2]

         “Cumhuriyetle sürüp giden yapay kavganın kırılma noktası Cumhuriyet Devrimlerini,  Kur’an ve İslam açısından anlatacak Mehmet Seyyit Bey ve Ubeydullah Efendi gibi müctehit sıfatını taşıyabilecek şahşiyetlerin saf dışı edilmesiyle başlamıştır. Oysa Cumhuriyetin Mehmet Seyyit Bey gibi nice insanlara ihtiyacı vardı. “Hilafetin din meselesi değil siyaset meselesi olduğunu,  esası bakımından, halkın kendisini yönetecek kişiyi veya kişileri seçmekten ibaret bulunduğunu, ama hurafeci çevrelerin halkı kandırmak için hilafeti bir vahyî-uhrevî mesele haline getirdiklerini, bu anlayışı ayakta tutmak için sayısız saptırmalara gittiklerini kanıtlarıyla anlattığı bu tarihsel konuşmada, dolaylı olarak bid’at ve hurafelerin İslam’a verdiği zararları da göstermiştir. Konuşmanın tarihselliği de buradan gelmektedir.”[3]

         Ülke yönetiminde Cumhuriyet ve demokrasinin Kur’an açısından Allahın övgüsünü ve beğenisini kazanan bir esas olduğunu anlatan Mehmet Seyyid Bey’i Hilafetin Kaldırılışının 100. yılında Rahmetle ve minnetle anıyorum. 

Saygılarımla                                                                  

[1]TBMM Tutanak Dergisi60-61.sahife, Devre ll Cilt 7 Toplantı yılı 1,İkinci Toplantı, 3.3.1340

[2] TBMM Tutanak Dergisi 61. sahife,  Devre ll Cilt 7 Toplantı Yılı 1, İkinci Toplantı, 3.3.1340 (3 Mart 1924)

[3] Yaşar Nuri ÖZTÜRK, İslam Nasıl Yozlaştırıldı,Yeni Boyut 20.Baskı,2015, s.9

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.