Yeni bir biyolojik saat geliştirildi

Bilim-Teknoloji (Web Sitesi) - Web Sitesi | 06.09.2026 - 12:03, Güncelleme: 06.09.2026 - 12:03 255 kez okundu.
 

Yeni bir biyolojik saat geliştirildi

Yeni bir biyolojik saat geliştirildi
Bilim insanları, genlerin çalışma düzeylerini temel alan yeni bir biyolojik yaş ölçümü geliştirdi. Bir insanın nüfustaki yaşı ile vücudunun ne kadar yaşlandığı her zaman aynı olmayabiliyor. Son yıllarda bu farkı ölçmek için giderek daha fazla kullanılan “epigenetik saatlerin” ise aslında hücrelerde hangi biyolojik süreçleri yakaladığı tam olarak bilinmiyordu. Güney Kaliforniya Üniversitesi (USC) Leonard Davis Gerontoloji Fakültesi öncülüğünde yapılan yeni bir araştırma, yaygın olarak kullanılan beş epigenetik saatin gerçekte birbirinden farklı yaşlanma süreçlerini ölçtüğünü ortaya koydu. Hakemli bilimsel dergi "npj Aging"de yayımlanan araştırmada bilim insanları, genlerin çalışma düzeylerini temel alan yeni bir biyolojik yaş ölçümü de geliştirdi. “Transkriptomik yaşlanma gen skorları” (TAGS) adı verilen bu ölçümlerin yaşa bağlı bazı hastalıkları ve ölüm riskini tahmin etmede mevcut epigenetik saatlerden daha başarılı olduğu görüldü. Bilim insanları insanların biyolojik olarak aynı hızda yaşlanmadığını uzun süredir biliyor. Örneğin 70 yaşındaki bir kişinin sağlık durumu kendisinden çok daha genç insanlara benzeyebilirken, aynı yaştaki başka biri akranlarından çok daha kırılgan durumda olabiliyor. Araştırmacılar bu farklılığı tahmin etmek için “epigenetik saat” adı verilen yöntemlerden yararlanıyor. Bu testler DNA dizisinin kendisini değil, DNA metilasyonu adı verilen kimyasal değişimleri ölçüyor. Metilasyon genetik kodu değiştirmiyor ancak genlerin ne ölçüde aktif veya pasif olacağını etkileyebiliyor. DNA üzerinde gerçekleşen bu ve benzeri kimyasal düzenlemelerin bütünü “epigenom” olarak adlandırılıyor. Epigenetik saatlerden elde edilen biyolojik yaş ölçümleri, bazı sağlık sorunları ve ölüm riskinin tahmininde kişinin yalnızca takvim yaşına bakmaktan daha fazla bilgi sağlayabiliyor. Ancak bu saatlerin neden işe yaradığı ve farklı saatlerin hücrelerde tam olarak hangi süreçleri yakaladığı büyük ölçüde bir “kara kutu” olarak kalmıştı. Bilim insanları katılımcıların DNA metilasyonu örüntülerini, gen ekspresyonuyla karşılaştırdı. Gen ekspresyonu, DNA'daki genetik bilginin RNA'ya ne sıklıkta aktarıldığını ve dolayısıyla hücrelerin hangi genleri ne ölçüde kullandığını gösteriyor. Bir hücrede belirli bir anda gerçekleşen tüm RNA üretim faaliyetleri ise “transkriptom” olarak adlandırılıyor. Araştırmacılar epigenetik ve transkriptomik verileri birlikte inceleyerek yaygın kullanılan beş epigenetik saatin hangi gen faaliyetleri ve biyolojik mekanizmalarla ilişkili olduğunu araştırdı. Sonuçlar, bu saatlerin aslında aynı şeyi ölçmediğini gösterdi. Her bir epigenetik saatin enerji dengesi ve hücresel büyümeden bağışıklık hücrelerinin aktivasyonuna ve inflamatuar sinyallere kadar farklı biyolojik süreçlerle bağlantılı olduğu belirlendi. Bununla birlikte saatler arasında bazı ortak noktalar da bulundu. Bağışıklık sistemi, metabolizma ve hücreler arasındaki iletişimde meydana gelen değişiklikler farklı saatlerde tekrar tekrar ortaya çıktı. Bunların tümü yaşlanmanın bilinen biyolojik özellikleri arasında yer alıyor. Euronews’den derleme
Yeni bir biyolojik saat geliştirildi

Bilim insanları, genlerin çalışma düzeylerini temel alan yeni bir biyolojik yaş ölçümü geliştirdi.

Bir insanın nüfustaki yaşı ile vücudunun ne kadar yaşlandığı her zaman aynı olmayabiliyor. Son yıllarda bu farkı ölçmek için giderek daha fazla kullanılan “epigenetik saatlerin” ise aslında hücrelerde hangi biyolojik süreçleri yakaladığı tam olarak bilinmiyordu.

Güney Kaliforniya Üniversitesi (USC) Leonard Davis Gerontoloji Fakültesi öncülüğünde yapılan yeni bir araştırma, yaygın olarak kullanılan beş epigenetik saatin gerçekte birbirinden farklı yaşlanma süreçlerini ölçtüğünü ortaya koydu.

Hakemli bilimsel dergi "npj Aging"de yayımlanan araştırmada bilim insanları, genlerin çalışma düzeylerini temel alan yeni bir biyolojik yaş ölçümü de geliştirdi. “Transkriptomik yaşlanma gen skorları” (TAGS) adı verilen bu ölçümlerin yaşa bağlı bazı hastalıkları ve ölüm riskini tahmin etmede mevcut epigenetik saatlerden daha başarılı olduğu görüldü.

Bilim insanları insanların biyolojik olarak aynı hızda yaşlanmadığını uzun süredir biliyor. Örneğin 70 yaşındaki bir kişinin sağlık durumu kendisinden çok daha genç insanlara benzeyebilirken, aynı yaştaki başka biri akranlarından çok daha kırılgan durumda olabiliyor.

Araştırmacılar bu farklılığı tahmin etmek için “epigenetik saat” adı verilen yöntemlerden yararlanıyor.

Bu testler DNA dizisinin kendisini değil, DNA metilasyonu adı verilen kimyasal değişimleri ölçüyor. Metilasyon genetik kodu değiştirmiyor ancak genlerin ne ölçüde aktif veya pasif olacağını etkileyebiliyor. DNA üzerinde gerçekleşen bu ve benzeri kimyasal düzenlemelerin bütünü “epigenom” olarak adlandırılıyor.

Epigenetik saatlerden elde edilen biyolojik yaş ölçümleri, bazı sağlık sorunları ve ölüm riskinin tahmininde kişinin yalnızca takvim yaşına bakmaktan daha fazla bilgi sağlayabiliyor.

Ancak bu saatlerin neden işe yaradığı ve farklı saatlerin hücrelerde tam olarak hangi süreçleri yakaladığı büyük ölçüde bir “kara kutu” olarak kalmıştı.

Bilim insanları katılımcıların DNA metilasyonu örüntülerini, gen ekspresyonuyla karşılaştırdı. Gen ekspresyonu, DNA'daki genetik bilginin RNA'ya ne sıklıkta aktarıldığını ve dolayısıyla hücrelerin hangi genleri ne ölçüde kullandığını gösteriyor.

Bir hücrede belirli bir anda gerçekleşen tüm RNA üretim faaliyetleri ise “transkriptom” olarak adlandırılıyor.

Araştırmacılar epigenetik ve transkriptomik verileri birlikte inceleyerek yaygın kullanılan beş epigenetik saatin hangi gen faaliyetleri ve biyolojik mekanizmalarla ilişkili olduğunu araştırdı.

Sonuçlar, bu saatlerin aslında aynı şeyi ölçmediğini gösterdi.

Her bir epigenetik saatin enerji dengesi ve hücresel büyümeden bağışıklık hücrelerinin aktivasyonuna ve inflamatuar sinyallere kadar farklı biyolojik süreçlerle bağlantılı olduğu belirlendi.

Bununla birlikte saatler arasında bazı ortak noktalar da bulundu. Bağışıklık sistemi, metabolizma ve hücreler arasındaki iletişimde meydana gelen değişiklikler farklı saatlerde tekrar tekrar ortaya çıktı. Bunların tümü yaşlanmanın bilinen biyolojik özellikleri arasında yer alıyor.

Euronews’den derleme

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.