Üretim odaklı küresel gıda sistemi, halk sağlığını göz ardı ediyor
Üretim odaklı küresel gıda sistemi, halk sağlığını göz ardı ediyor
Küresel gıda sistemi, ağırlıklı olarak üretim miktarını artırmaya odaklanırken gıdanın besin değeri, bunun halk sağlığı ve ekosistem üzerindeki sonuçları ile adil dağılım ilkesini göz ardı ediyor.
ANKARA (AA) - Anadolu Ajansının (AA) "Gıda Güvenliği" başlıklı üç bölümlük dosya haberinin son bölümünde, AA muhabiri güvenli gıdanın halk sağlığı üzerindeki etkisini ve toplumsal düzeydeki uzun vadeli sonuçlarını ele aldı.
- DOSYA: Gıda Güvenliği
Gıda güvenliği, doğrudan halk sağlığını ilgilendiren bir mesele olmasına karşın çoğu zaman üretim ve arz başlığı altında değerlendirilen ve sağlık boyutu geri plana itilen yapısal bir sorun olarak öne çıkıyor.
Dünya genelinde tarımsal üretimde ciddi bir artış görülse de besin değerindeki düşüş, işlenmiş gıdaların yaygınlaşması ve gıdaya erişimdeki eşitsizlikler, sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme imkanını giderek zorlaştırıyor.
Bu tablonun arkasında, küresel gıda sisteminin yapısal tercihleri bulunuyor. Sistem, nicelik artışını temel başarı ölçütü olarak benimserken, besin kalitesini, bunun insan sağlığı ile ekosistem üzerindeki etkilerini ve adil dağılımını ikinci plana atıyor.
Her yıl ortalama 600 milyon kişi güvenilir olmayan gıdadan etkileniyorHalk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan gıda güvenliği, her yıl milyonlarca insanı etkileyen riskler nedeniyle ön plana çıkıyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), gıda kaynaklı mikrop ve toksinlerin ishalden kansere kadar 200'den fazla hastalıkla ilişkili olduğunu belirtiyor.
Her yıl ortalama 600 milyon kişinin güvenilir olmayan gıdadan etkilendiği ve 420 bin kişinin bu nedenle hayatını kaybettiği biliniyor. Üstelik bu tahminlerin düşük ve orta gelirli ülkelerde tanı ve bildirim eksikliği nedeniyle daha da yüksek olabileceği öngörülüyor.
DSÖ'ye göre, 5 yaş altı çocuklar, küresel gıda kaynaklı hastalık yükünün yaklaşık yüzde 40'ını taşırken, çocukların sağlıklı büyümesi, bilişsel gelişimi ve yaşam boyu üretkenlik kapasitesi kalıcı olarak aşınıyor.
Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), DSÖ ve Dünya Bankasının 2025 tahminlerine göre, 2024'te 5 yaş altındaki çocukların 150,2 milyonunda bodurluk, 42,8 milyonunda zayıflık, 35,5 milyonunda ise aşırı kilo olduğu belirtiliyor.
Gelir baskısı, arz yapısı ve fiyat sinyalleri düşük gelirli nüfusu ucuz ama metabolik açıdan riskli seçeneklere yönlendiriyor.
Güvenli gıda nedir?Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Tarım ve Gıda Ekonomisi Bölümü Direktörü David Laborde, 1996'daki Dünya Gıda Zirvesi ile başlayan ve 2001'de güncellenen bir gıda güvenliği tanımı olduğuna dikkati çekerek, gıda güvenliğinin tüm insanların fiziksel, sosyal ve ekonomik olarak verimli, güvenli ve besleyici gıdalara erişmesi halinde sağlanabileceğini söyledi.
Gıda güvenliğinin sadece fiziksel olarak değil, ekonomik olarak da gıdalara erişimi kapsadığını anlatan Laborde, dünya genelindeki nüfusun yaklaşık yüzde 9'unun yeterli kalori alamadığını ve 300 milyondan fazla insanın açlık sınırında yaşadığını hatırlattı.
Laborde, söz konusu kişilerin gıda yardımı sağlanmazsa ölebileceğini vurgulayarak "Kalori alımı hikayenin sadece bir parçası, aslında istediğiniz şey, farklı makro besinleri almak." dedi.
Gıda güvenliği sadece kaloriyle ya da üretimle ilgili değilLaborde, "Bugün, gıda güvenliği sadece kaloriyle, üretimle ilgili değil. 50-60 yıl önce, Yeşil Devrim sırasında, sadece daha fazla buğday, daha fazla pirinç üretmeyi, karınları doyurmayı ve bunun yeterli olacağını düşünüyorduk ancak bunun yeterli olmadığını gördük. Çünkü aslında bazı ülkelerde, üretilen gıda yeterli ancak insanlar çok fakir." diye konuştu.
Küresel nüfusun yüzde 10,9'unun yeterli kalori alamadığına, yüzde 20'sinin ise aşırı kilolu olduğuna işaret eden Laborde, dengesiz beslenmenin çeşitli hastalıklara yol açabileceğini, bunun yanı sıra devletler için de ciddi maliyetler doğurabileceğini söyledi.
Yeterince besin alamadıklarında çocukların zihinsel ve fiziksel kapasitelerinin sınırlı kalabileceğini, insanların ise daha az üretken olacağını vurgulayan Laborde, şunları kaydetti:
"Ülkeler için bunun bir maliyeti var ve FAO'da yaptığımız tahminlere göre, bu maliyet her yıl yaklaşık 8 trilyon dolar. Yani küresel GSYİH'nin yaklaşık yüzde 8'i, iyi beslenme sağlanmaması ve bu nedenle söz konusu nüfusun yeterince üretken olmaması sebebiyle kaybediliyor."
Güvenli gıda, sadece "raf güvenliği" ya da "tarımsal verimlilik" meselesi değilGıda mühendisi ve gıda politikaları uzmanı Kunter İlalan ise güvenli gıdanın başta Türkiye olmak üzere ülkeler ve insan kaynağı üzerindeki uzun vadeli etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İlalan, "Güvenilir gıda, raf güvenliği ya da tarımsal verimlilik meselesi olmanın ötesine geçti. Nüfusun fiziksel dayanıklılığı, bilişsel kapasitesi ve hastalık yüküne direnci dahil biyolojik temelini koruyan veya aşındıran sistemik bir parametre. Bu temeli koruyan devletler üretim kapasitesini kalıcı rekabet gücüne ve ulusal dayanıklılığa çevirir. İhmal edenler ise görünmez bir sağlık maliyetinin içeriden aşındırdığı sistemik kırılganlıkla yüzleşir. Gıda ve su, 21. yüzyılda yalnızca kalkınma başlığı değil; doğrudan egemenlik ve beka parametresidir." ifadelerini kullandı.
Jeopolitik rekabette gıda üstünlüğünün artık ihracat tonajıyla ölçülemeyeceğine dikkati çeken İlalan, "Asıl üstünlük, nüfusu işlevsel tutan, gıda-su-enerji üçgeninde stratejik derinlik kuran, tedarik kırılganlıklarını yönetebilen bir risk altyapısı inşa edebilmek." dedi.
İlalan, teknoloji, sermaye, askeri kapasite gibi unsurların jeopolitik güçte belirleyici olmaya devam ettiğini, gıda güvencesinin de jeopolitik denklemde tali başlık olarak kalamayacağını sözlerine ekledi.
Muhabir: Aybüke İnal Kamacı,Elif Gültekin Karahacıoğlu
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
