Restore edilen Kandilli Camisi bayramda ibadete açılacak

Gündem (AA) - Anadolu Ajansı | 15.05.2026 - 15:01, Güncelleme: 15.05.2026 - 14:54 131 kez okundu.
 

Restore edilen Kandilli Camisi bayramda ibadete açılacak

Üsküdar’daki yaklaşık 4 asırlık Kandilli Camisi, iki yıl önce başlatılan restorasyon çalışmalarında sona gelinmesinin ardından Kurban Bayramı’nda cemaatine kavuşacak.
İSTANBUL (AA) - İlk olarak Sultan 4. Murat döneminde inşa edilen, daha sonra 1. Mahmud'un emriyle 1749'da ihya edilen, son olarak da 1931'de çıkan yangının ardından yeniden inşa edilerek günümüzdeki halini alan Kandilli Camisi'nde, 6 Nolu Koruma Kurulu kararı doğrultusunda 2024 yılında restorasyon çalışmalarına başlandı.Çalışmalar kapsamında caminin genel durumuna ilişkin araştırmalar yapılarak rölöve çizimleri hazırlandı. Genel çizimlerin tamamlanmasının ardından aynı yıl içinde caminin ahşap ögeleri ile çıtakari tavanında raspa uygulamalarına başlandı. Ayrıca, çini mihrapla ilgili araştırma ve rölöve çalışmaları da tamamlandı.Geçen yıl kalemişi çizimleri ile kalemişi ve sıva raspalarının da yapılmasının ardından yapının güçlendirme aşamasına geçildi.Çalışmalarda caminin çıtakari tavan restorasyonu 3 ay, kalemişi raspası 2 ay, sıva raspası 45 gün, güçlendirme çalışmaları 3 ay ve sıva restorasyonu ise 75 gün sürdü.Yaklaşık 2 yıl süren restorasyon çalışmalarında sona gelinirken, caminin ahşap uygulamaları ile mihrap bölümünde restorasyon devam ediyor. İki ay önce başlatılan çini mihraptaki eksik çiniler 16. yüzyıl çini yapım tekniklerine uygun şekilde yeniden üretilirken, mevcut çinilerde ise kalemişi tamamlama uygulamaları gerçekleştiriliyor.Caminin minber üstü alemi ile minare alemlerinde bulunan bakır bölümlere geleneksel üslupla altın varak uygulaması yapılırken, mihraptaki hat yazısı ile cami girişindeki taç kapı yazılarının restorasyon çalışmaları ise sürüyor.Mihraptan sökülen çini panolar 1600'lü yılların üslubuna göre yeniden üretildiRestorasyon süreci hakkında bilgi veren mimar restoratör Mücahit Turan, camide 2024 yılında kalemişi, çinilerin onarımı, mihrap ve tavan çıtakari çalışmaları için kolları sıvadıklarını söyledi.Caminin yeniden ihyası için kurulla birlikte yerinde rölöve çizimlerine başladıklarını anlatan Turan, nakış işlemlerinde renk raspasını yaparak mevcut rengin özüne ulaşabildiklerini, komple sıvaya kadar raspasını yeniden yaptıklarını aktardı.Turan, ardından kalemişi çalışmalarına başladıklarını kaydederek, "Kalemişleri özgün haliyle yerine getirildi. Çini mihrabımızda da bazı noktalardaki çini panoların söküldüğünü yerine cam takıldığını tespit ettik. Onların 1600'lü yılların üsluplarına göre yeniden üretimi yapılarak montajı gerçekleşecek. Tavanımızdaysa çok fazla bir deformasyon tespit etmedik. Birkaç noktada çürüklerimiz mevcuttu. Raspa yapıp boyalarını ve verniklerini yeniledik." diye konuştu.Restorasyon çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Turan, şunları belirtti."Kalemişinde 5 kişilik bir ekip ile işleme başladık ve yaklaşık 2 aylık bir süreç aldı. Yerinde birebir ölçü alarak, eskizleri ile beraber çizimlerini gerçekleştirip vektör tabana aktardık. Mihrabımız için de yaklaşık 1,5 aydır farklı bir ekip ve atölye fırınlarıyla çalışmaktayız, hala da süreç devam ediyor. Mihrabımızda da aynı şekilde en baştan yerinde rölöve alarak bütün çizimlerini gerçekleştirdik. Kuruldan almış olduğumuz onay neticesinde çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah bayrama açacağız."Çini panoların olduğu kısımdaki eksik karoların ise 1600'lü yıllardaki geleneksel üslupla yeniden üretiminin yapıldığını belirten Turan, "O zaman nasıl yapıldıysa bu çini karolar, şu anda da aynıları yapılarak yerine montaj edilecek. Onun haricinde kalem işi tamamlamaları olacak. Altın varak çalışmalarımız var. Taç Kapı'nın yazılarıyla ise Davut Bektaş ve Ali Toy'un ilgileniyor. Yazıda 'Rabbena tekabbel minna' ifadesi yazılacak. Biz de ona altın varak uygulaması yapacağız ki ön plana çıksın ve ecdada mütabaat olsun diye." ifadelerini kullandı.Caminin kapı tokmağı ve avludaki ferforjelerde kandil ve selvi ağacı detayıHattat Levent Karaduman, caminin kapı tokmağıyla ilgili çalışmalara ilişkin, tokmağın selvi ağacı formundan esinlenilerek tasarlandığını belirterek, üç kandili üst üste yerleştirip selvi ağacı formunda bir tasarım oluşturduklarını anlattı.Tokmağın yanı sıra caminin avlusundaki ferforjelerde de bu tasarımın görüleceğini belirten Karaduman, şunları kaydetti:"Selvi ve kandil formunu kullanmamızın sebebi de kandilin geçmiş zamanda Osmanlı devrinde şöhretini ve ismini aldığı bir konu var. Kandilli bölgesi selvi ağaçlarıyla bezeli, süslü bir yer olduğu için buranın selvi ağaçlarına kandiller asarlar. Denize aydınlatması, denizden geçen kayıklara ışık vermesi için bu uygulama yapılırmış. Bundan dolayı buraya da temsilen selvi ağacı ve kandil formundan oluşan bir besmele istifi hazırladık. Bu besmele istifini art deko olarak dönüştürüp, tasarlayıp kapı tokmağı ve dışarıdaki cephelerde birçok yerde bu tasarımı kullanacağız."Caminin isim kökeni hakkındaki iki rivayetKandilli Camisi'nin tarihini ve mimarisini AA muhabirine anlatan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü, Türk ve İslam Sanatı Ana Bilim Dalı Araştırma Görevlisi Dr. Kubilay Arpacı, Kandilli Camisi'nin Boğaziçi'nin en güzel duraklarından biri olduğunu dile getirdi.Caminin isim kökeni hakkında iki farklı rivayet olduğunu aktaran Arpacı, "İlki Sultan 4. Murat, Revan seferine çıkmadan önce bu bölgede bir saray yapılmasını emreder. Daha sonraki süreçte burada doğan Şehzade Mehmet için bu civarda yedi gece kandil alayı yapılır ve bölgenin adı Kandilli olarak anılır. Diğer rivayet ise padişahların Göksu Deresi'nden dönüşte bu çevrede kandil yakıldığından dolayı bölgenin adının Kandilli olmasıdır." diye konuştu.Arpacı, bu noktada Hüseyin Ayvansarayi'nin önemli bir kaynak olduğunu, "Hadikatü'l Cevami" adlı eserinde burada inşa edilen ilk yapının 17. yüzyıla ait olduğu, 1751 yılında ise Sultan 1. Mahmud'un bu çevredeki sarayı ve camiyi ihya ettiği bilgisine yer verdiğini kaydetti.Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın izlerini yansıtıyorSultan 1. Mahmud'un burada aynı zamanda hamam ile çeşme yaptırdığını, bazı arazileri halka tahsis ederek bölgede yeni bir yerleşim yeri oluşturduğunu ve bölgeye Nevabat adını verdiğini anlatan Arpacı, "Kandilli Camisi'nin 19. yüzyılın ikinci yarısında, Sultan 2. Abdülhamid döneminde onarım gördüğünü arşiv belgelerinden takip edebiliyoruz. Yine eski fotoğraflarda caminin ahşaptan yapıldığını ve fevkani olduğunu seçebilmekteyiz." ifadelerini kullandı.Arpacı, caminin 1916 yılında çıkan yangında tamamen küle döndüğünü aktararak, şöyle devam etti:"Bu yapı 1929-1931 yılları arasında Vakıflar İdaresinin yeniden inşa ettiği bir yapı. Yapının cephe düzenlemelerinden hareketle Birinci Ulusal Mimarlık Akımı ya da bir başka deyişle Milli Mimari Rönesansı üslubunu yansıttığını görmekteyiz. İç mekana gelecek olursak harim duvarlarında kalem işleri süslemeleri ön plana çıkmakta. Bunun yanı sıra caminin en dikkat çekici yeri ise mihrabı. Mihrabın her iki yanında yer alan vazo motifli çinilerin Tekfur Sarayı üretimli olduğunu Nurhan Atasoy belirtiyor. Bunlar 18. yüzyıldaki Osmanlı'nın çini üslubunu yansıtıyor. Ama bununla birlikte en dikkat çekici yer ise üst tarafta yer alan İznik çinileri. İbrahim Hakkı Konyalı 'Üsküdar Tarihi' adlı eserinde buradaki çinilerin, Yemen Fatihi Sinan Paşa'nın Okmeydanı'nda yer alan bir mescidinden 1961 yılında buraya nakledildiğinden bahsediyor. Mihrapta bir diğer detay ise burada yer alan Ayet-i Kerime kitabesi. Burada Âl-i İmrân Suresi'nin 37. ayetine yer verilmiş. Hemen altında 'Harrerehu Mehmet Rıfat Gufirellehu' şeklinde bir hattat imzasını görüyoruz. 'Harrerehu' fiili de 'ketebehu' gibi hattatların sıklıkla kullandığı bir fiil. Yine buradaki hat levhasında 1931 tarihini görüyoruz. Bu tarih de yapının yeniden inşa sürecinin tamamlandığı tarih olan 1931'i işaret ediyor."Muhabir: Rüveyda Mina Meral, Ali Osman Kaya
Üsküdar’daki yaklaşık 4 asırlık Kandilli Camisi, iki yıl önce başlatılan restorasyon çalışmalarında sona gelinmesinin ardından Kurban Bayramı’nda cemaatine kavuşacak.

İSTANBUL (AA) - İlk olarak Sultan 4. Murat döneminde inşa edilen, daha sonra 1. Mahmud'un emriyle 1749'da ihya edilen, son olarak da 1931'de çıkan yangının ardından yeniden inşa edilerek günümüzdeki halini alan Kandilli Camisi'nde, 6 Nolu Koruma Kurulu kararı doğrultusunda 2024 yılında restorasyon çalışmalarına başlandı.

Çalışmalar kapsamında caminin genel durumuna ilişkin araştırmalar yapılarak rölöve çizimleri hazırlandı. Genel çizimlerin tamamlanmasının ardından aynı yıl içinde caminin ahşap ögeleri ile çıtakari tavanında raspa uygulamalarına başlandı. Ayrıca, çini mihrapla ilgili araştırma ve rölöve çalışmaları da tamamlandı.

Geçen yıl kalemişi çizimleri ile kalemişi ve sıva raspalarının da yapılmasının ardından yapının güçlendirme aşamasına geçildi.

Çalışmalarda caminin çıtakari tavan restorasyonu 3 ay, kalemişi raspası 2 ay, sıva raspası 45 gün, güçlendirme çalışmaları 3 ay ve sıva restorasyonu ise 75 gün sürdü.

Yaklaşık 2 yıl süren restorasyon çalışmalarında sona gelinirken, caminin ahşap uygulamaları ile mihrap bölümünde restorasyon devam ediyor. İki ay önce başlatılan çini mihraptaki eksik çiniler 16. yüzyıl çini yapım tekniklerine uygun şekilde yeniden üretilirken, mevcut çinilerde ise kalemişi tamamlama uygulamaları gerçekleştiriliyor.

Caminin minber üstü alemi ile minare alemlerinde bulunan bakır bölümlere geleneksel üslupla altın varak uygulaması yapılırken, mihraptaki hat yazısı ile cami girişindeki taç kapı yazılarının restorasyon çalışmaları ise sürüyor.

Mihraptan sökülen çini panolar 1600'lü yılların üslubuna göre yeniden üretildi

Restorasyon süreci hakkında bilgi veren mimar restoratör Mücahit Turan, camide 2024 yılında kalemişi, çinilerin onarımı, mihrap ve tavan çıtakari çalışmaları için kolları sıvadıklarını söyledi.

Caminin yeniden ihyası için kurulla birlikte yerinde rölöve çizimlerine başladıklarını anlatan Turan, nakış işlemlerinde renk raspasını yaparak mevcut rengin özüne ulaşabildiklerini, komple sıvaya kadar raspasını yeniden yaptıklarını aktardı.

Turan, ardından kalemişi çalışmalarına başladıklarını kaydederek, "Kalemişleri özgün haliyle yerine getirildi. Çini mihrabımızda da bazı noktalardaki çini panoların söküldüğünü yerine cam takıldığını tespit ettik. Onların 1600'lü yılların üsluplarına göre yeniden üretimi yapılarak montajı gerçekleşecek. Tavanımızdaysa çok fazla bir deformasyon tespit etmedik. Birkaç noktada çürüklerimiz mevcuttu. Raspa yapıp boyalarını ve verniklerini yeniledik." diye konuştu.

Restorasyon çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Turan, şunları belirtti.

"Kalemişinde 5 kişilik bir ekip ile işleme başladık ve yaklaşık 2 aylık bir süreç aldı. Yerinde birebir ölçü alarak, eskizleri ile beraber çizimlerini gerçekleştirip vektör tabana aktardık. Mihrabımız için de yaklaşık 1,5 aydır farklı bir ekip ve atölye fırınlarıyla çalışmaktayız, hala da süreç devam ediyor. Mihrabımızda da aynı şekilde en baştan yerinde rölöve alarak bütün çizimlerini gerçekleştirdik. Kuruldan almış olduğumuz onay neticesinde çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah bayrama açacağız."

Çini panoların olduğu kısımdaki eksik karoların ise 1600'lü yıllardaki geleneksel üslupla yeniden üretiminin yapıldığını belirten Turan, "O zaman nasıl yapıldıysa bu çini karolar, şu anda da aynıları yapılarak yerine montaj edilecek. Onun haricinde kalem işi tamamlamaları olacak. Altın varak çalışmalarımız var. Taç Kapı'nın yazılarıyla ise Davut Bektaş ve Ali Toy'un ilgileniyor. Yazıda 'Rabbena tekabbel minna' ifadesi yazılacak. Biz de ona altın varak uygulaması yapacağız ki ön plana çıksın ve ecdada mütabaat olsun diye." ifadelerini kullandı.

Caminin kapı tokmağı ve avludaki ferforjelerde kandil ve selvi ağacı detayı

Hattat Levent Karaduman, caminin kapı tokmağıyla ilgili çalışmalara ilişkin, tokmağın selvi ağacı formundan esinlenilerek tasarlandığını belirterek, üç kandili üst üste yerleştirip selvi ağacı formunda bir tasarım oluşturduklarını anlattı.

Tokmağın yanı sıra caminin avlusundaki ferforjelerde de bu tasarımın görüleceğini belirten Karaduman, şunları kaydetti:

"Selvi ve kandil formunu kullanmamızın sebebi de kandilin geçmiş zamanda Osmanlı devrinde şöhretini ve ismini aldığı bir konu var. Kandilli bölgesi selvi ağaçlarıyla bezeli, süslü bir yer olduğu için buranın selvi ağaçlarına kandiller asarlar. Denize aydınlatması, denizden geçen kayıklara ışık vermesi için bu uygulama yapılırmış. Bundan dolayı buraya da temsilen selvi ağacı ve kandil formundan oluşan bir besmele istifi hazırladık. Bu besmele istifini art deko olarak dönüştürüp, tasarlayıp kapı tokmağı ve dışarıdaki cephelerde birçok yerde bu tasarımı kullanacağız."

Caminin isim kökeni hakkındaki iki rivayet

Kandilli Camisi'nin tarihini ve mimarisini AA muhabirine anlatan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü, Türk ve İslam Sanatı Ana Bilim Dalı Araştırma Görevlisi Dr. Kubilay Arpacı, Kandilli Camisi'nin Boğaziçi'nin en güzel duraklarından biri olduğunu dile getirdi.

Caminin isim kökeni hakkında iki farklı rivayet olduğunu aktaran Arpacı, "İlki Sultan 4. Murat, Revan seferine çıkmadan önce bu bölgede bir saray yapılmasını emreder. Daha sonraki süreçte burada doğan Şehzade Mehmet için bu civarda yedi gece kandil alayı yapılır ve bölgenin adı Kandilli olarak anılır. Diğer rivayet ise padişahların Göksu Deresi'nden dönüşte bu çevrede kandil yakıldığından dolayı bölgenin adının Kandilli olmasıdır." diye konuştu.

Arpacı, bu noktada Hüseyin Ayvansarayi'nin önemli bir kaynak olduğunu, "Hadikatü'l Cevami" adlı eserinde burada inşa edilen ilk yapının 17. yüzyıla ait olduğu, 1751 yılında ise Sultan 1. Mahmud'un bu çevredeki sarayı ve camiyi ihya ettiği bilgisine yer verdiğini kaydetti.

Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın izlerini yansıtıyor

Sultan 1. Mahmud'un burada aynı zamanda hamam ile çeşme yaptırdığını, bazı arazileri halka tahsis ederek bölgede yeni bir yerleşim yeri oluşturduğunu ve bölgeye Nevabat adını verdiğini anlatan Arpacı, "Kandilli Camisi'nin 19. yüzyılın ikinci yarısında, Sultan 2. Abdülhamid döneminde onarım gördüğünü arşiv belgelerinden takip edebiliyoruz. Yine eski fotoğraflarda caminin ahşaptan yapıldığını ve fevkani olduğunu seçebilmekteyiz." ifadelerini kullandı.

Arpacı, caminin 1916 yılında çıkan yangında tamamen küle döndüğünü aktararak, şöyle devam etti:

"Bu yapı 1929-1931 yılları arasında Vakıflar İdaresinin yeniden inşa ettiği bir yapı. Yapının cephe düzenlemelerinden hareketle Birinci Ulusal Mimarlık Akımı ya da bir başka deyişle Milli Mimari Rönesansı üslubunu yansıttığını görmekteyiz. İç mekana gelecek olursak harim duvarlarında kalem işleri süslemeleri ön plana çıkmakta. Bunun yanı sıra caminin en dikkat çekici yeri ise mihrabı. Mihrabın her iki yanında yer alan vazo motifli çinilerin Tekfur Sarayı üretimli olduğunu Nurhan Atasoy belirtiyor. Bunlar 18. yüzyıldaki Osmanlı'nın çini üslubunu yansıtıyor. Ama bununla birlikte en dikkat çekici yer ise üst tarafta yer alan İznik çinileri. İbrahim Hakkı Konyalı 'Üsküdar Tarihi' adlı eserinde buradaki çinilerin, Yemen Fatihi Sinan Paşa'nın Okmeydanı'nda yer alan bir mescidinden 1961 yılında buraya nakledildiğinden bahsediyor. Mihrapta bir diğer detay ise burada yer alan Ayet-i Kerime kitabesi. Burada Âl-i İmrân Suresi'nin 37. ayetine yer verilmiş. Hemen altında 'Harrerehu Mehmet Rıfat Gufirellehu' şeklinde bir hattat imzasını görüyoruz. 'Harrerehu' fiili de 'ketebehu' gibi hattatların sıklıkla kullandığı bir fiil. Yine buradaki hat levhasında 1931 tarihini görüyoruz. Bu tarih de yapının yeniden inşa sürecinin tamamlandığı tarih olan 1931'i işaret ediyor."


Muhabir: Rüveyda Mina Meral, Ali Osman Kaya

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.