Okyanuslar iklim krizinin görünmeyen yükünü taşıyor
Okyanuslar iklim krizinin görünmeyen yükünü taşıyor
Prof. Dr. Barış Salihoğlu, küresel ısınma etkilerinin belirgin biçimde görüldüğü okyanusların ve denizlerin iklim politikalarında daha güçlü yer bulmasının kritik önem taşıdığını kaydetti.
İSTANBUL (AA) - AA'nın "COP31'de Öncelikli Alanlar" dosyasının bu bölümünde, COP31 Eylem Gündemi'nin 10 öncelikli temasından biri olan "okyanuslar ve denizler" başlığında dünyadaki ve Türkiye'deki durum ele alındı.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) İklim Merkezi ve Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Salihoğlu, AA muhabirine, okyanusların iklim değişikliğinin en büyük tampon sistemi olduğunu ancak bu kapasitenin hızla zorlandığını söyledi.
2015-2025 döneminin kayıtlardaki en sıcak 11 yılı içerdiğini belirten Salihoğlu, "Okyanuslar son 20 yıldır her yıl insanlığın yıllık enerji kullanımının yaklaşık 18 katı kadar ısıyı emiyor. İklim sistemindeki fazla enerji büyük ölçüde denizlerde birikiyor." dedi.
Küresel ölçekte deniz yüzey sıcaklıklarının rekor seviyelere ulaştığını vurgulayan Salihoğlu, şöyle devam etti:
"Okyanusların yüzde 80'inde sıcaklık artışı görüyoruz, bu artık geçici bir anomali değil, kalıcı bir ısınma eğilimi, küresel ortalamada 0,6 ila 1,5 derece arasında değişen sıcaklık artışları bölgesel olarak çok daha yüksek değerlere ulaştı. Bölgesel denizlerde artışlar daha belirgin. Akdeniz'de 1,1 ila 1,4 derece, Mersin ve İskenderun körfezlerinde 2 ila 2,5 derece, Marmara'da yaklaşık 2 derece, Karadeniz’in doğusunda 2 ila 2,5 derece artış var. Ege'de ise artış soğuk su akıntıları nedeniyle 1 derecelerde."
Okyanusların yalnızca ısınmadığına, aynı zamanda asitlendiğine ve oksijeninin azaldığına değinen Salihoğlu, Sanayi Devrimi'nden bu yana yüzey okyanus pH değerinin 0,1 birim düştüğünü, bunun yaklaşık yüzde 30'luk asitlik artışına karşılık geldiğinin altını çizdi.
Salihoğlu, 1993'ten bu yana küresel deniz seviyesinin yaklaşık 10 santimetre yükseldiğini ve yükselme hızının giderek arttığını aktararak, "Son 10 yılda deniz seviyesindeki yıllık yükselme hızı yılda 5 milimetreye çıktı ve artmaya devam ediyor. Denizlerde sıcak hava dalgaları yaygınlaşıyor, kutuplar hariç okyanusların yüzde 90'ında yılda en az bir sıcak deniz dalgası görülüyor. Yüzde 55'inde ise bu, şiddetli kategoride yaşanıyor. Bu durum mercan beyazlaması, balık ölümleri ve ekosistem çöküşleriyle sonuçlanıyor. Akdeniz ise küresel ortalamadan daha hızlı ısınıyor. Akdeniz havzasının yüzde 98'inde sıcaklık artışı görüyoruz. Yani bu, bölgesel değil, topyekun bir ısınma." şeklinde konuştu.
Mavi ekonomi ve risklerİklim değişikliğinin kıyı ekonomilerine etkisinden de bahseden Salihoğlu, turizm, balıkçılık, biyoteknoloji, enerji ve taşımacılığın doğrudan risk altında olduğu uyarısında bulundu.
Deniz sıcaklıklarındaki artışın balıkların dağılımını, göç yollarını ve üreme dönemlerini değiştirdiğini anlatan Salihoğlu, bu nedenle balık stoklarının geleceğine ilişkin tahminlerin giderek zorlaştığını, balıkçılıkta öngörülebilirliğin azaldığını dile getirdi.
Biyoçeşitlilik üzerindeki baskının da arttığını belirten Salihoğlu, habitat kayıpları, istilacı türlerin yayılması ve hassas ekosistemlerin zarar görmesinin yalnızca deniz canlılarını değil, turizmden kıyı korumaya kadar pek çok ekonomik faaliyeti etkilediğini vurguladı.
Deniz seviyesindeki yükselmenin tek başına değil, fırtına kabarmaları, aşırı yağışlar, dere taşkınları ve kıyı erozyonuyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Salihoğlu, deniz seviyesindeki birkaç santimetrelik artışın bu olaylarla birleştiğinde etkisinin katlanarak büyüdüğünü söyledi.
Tuzlanmanın tarım alanlarını tehdit ettiğine değinen Salihoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Deniz seviyesindeki yükselme kıyı ovalarında tuzlu su girişini artırıyor ve tarımsal üretim üzerinde doğrudan baskı oluşturuyor. Deniz seviyesinin yükselmesiyle birlikte toprak ve yer altı sularındaki tuzluluk artıyor. Bu da özellikle kıyı ovalarında tarımsal verimin düşmesine yol açıyor. İklim değişikliğinin etkileri yalnızca denizde değil, kıyılardaki üretim sistemlerinde ve yerel ekonomilerde de hissediliyor."
Salihoğlu, İstanbul, İzmir, Antalya, Mersin ve Samsun gibi büyük kıyı kentlerinde deltalar, açık kıyı alanları, limanlar, arıtma tesisleri, ulaşım ağları ve turizm altyapısının giderek artan risklerle karşı karşıya bulunduğunu, mevcut planlamaların çoğunun bugünkü kıyı koşullarına göre yapıldığını ancak gelecekteki iklim senaryolarını dikkate alan bir yaklaşımın gerekli olduğu değerlendirmesini yaptı.
Mavi karbon, ekonomi ve sürdürülebilirlik"Deniz çayırları, kıyı sulak alanları ve tuzcul bataklıkları" mavi karbon ekosistemleri olarak nitelendiren Salihoğlu, bu alanların karbon depolamanın yanı sıra kıyı koruma ve biyolojik çeşitlilik açısından kritik olduğunu ifade etti.
Sürdürülebilir mavi ekonominin yalnızca ekonomik büyümeyi değil, ekosistemlerin korunmasını ve iyileştirilmesini de hedeflemesi gerektiğini vurgulayan Salihoğlu, bu kapsamda Türkiye'de yürütülen önemli çalışmalardan birinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda hayata geçirilen Sürdürülebilir Mavi Ekonomi Stratejik Eylem Planı için Yönetişim Modellerinin Geliştirilmesi Projesi olduğunu belirtti.
Projenin bilimsel koordinasyonunun ODTÜ tarafından yürütüldüğünü aktaran Salihoğlu, çalışmanın Türkiye'nin deniz ve kıyı alanlarının sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkısını artırmayı amaçladığını, deniz kaynaklarının korunması ile ekonomik kalkınma hedeflerinin bütüncül bir yaklaşımla ele alındığını anlattı.
Mersin ve İskenderun körfezlerinin pilot uygulama alanı olarak belirlendiğini kaydeden Salihoğlu, proje kapsamında denizcilik, balıkçılık, turizm, enerji, biyoteknoloji ve biyoçeşitlilik sektörlerine yönelik kapsamlı analizler yapılacağını, dijital ikizler ve karar destek sistemleri geliştirileceğini aktardı.
Salihoğlu, çalışma sonunda Türkiye'nin sürdürülebilir mavi ekonomi stratejik eylem planının hazırlanacağı bilgisini verdi.
COP31 beklentileriTürkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31 öncesinde dört temel başlığa dikkati çeken Salihoğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:
"İklim politikalarının artık kara merkezli yaklaşımın ötesine geçmesi gerekiyor. Ulusal iklim taahhütlerinde okyanus ve kıyı çözümlerinin sistematik biçimde yer alması kritik. İkinci başlık olarak mavi karbon ekosistemlerine yönelik finansman mekanizmalar güçlendirilmeli. Bu alanların korunması ve restorasyonu için uluslararası finansman akışlarının artırılması gerekiyor. Üçüncü olarak deniz gözlem sistemleri ve erken uyarı altyapısı geliştirilmeli. Dördüncü başlıkta ise bölgesel deniz işbirlikleri önemli. Okyanusların küresel ölçekte ele alınmasına karşın Akdeniz ve Karadeniz gibi yarı kapalı denizler kendine özgü kırılganlıklar taşıyor. Bu nedenle bölgesel işbirliği mekanizmalarının güçlendirilmesi zorunlu."
Muhabir: Gülseli Kenarlı
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
