Merve KABAKUŞ FİLİZCAN
Köşe Yazarı
Merve KABAKUŞ FİLİZCAN
 

“Sonsuz Kaydırma: Bilgi Değil Yorgunluk Üretiyor”

Sabah uyanıyoruz. Elimiz telefona gidiyor. Kaydırıyoruz. Aynı haber. Biraz farklı başlık. Biraz daha sert bir yorum. Biraz daha yüksek bir öfke. Öğle arasında bir kez daha. Gece yatmadan önce son bir tur. Ve fark etmeden gün boyu zihnimiz, hiç susmayan bir alarm gibi çalıyor. Eskiden “haber almak” bir eylemdi. Şimdi “maruz kalmak” bir hâl. Bilmekle bombardımana tutulmak arasında ciddi bir fark var. Farkında olmakla sürekli tetikte yaşamak arasında gidip geliyoruz. Ama biz o çizgiyi kaybettik. Sürekli aynı görüntüler, aynı krizler, aynı felaketler… Sanki dünyayı biz omuzlarımızda taşıyormuşuz gibi. Gerçek şu: İnsan zihni bu kadar yük için tasarlanmadı. Her şeyi bilmek zorunda değiliz. Her gelişmeyi anında öğrenmek zorunda değiliz. Her trajediyi tekrar tekrar izlemek zorunda hiç değiliz. Ama “haberdar olmak” artık bir erdem gibi sunuluyor. Sanki biraz geri çekilsek duyarsız sayılacağız. Sanki kaydırmayı bırakırsak umursamaz olacağız. Oysa tam tersi. Sürekli maruz kalmak, duyarlılığı artırmıyor; köreltiyor. Üzüntü doygunluğu diye bir şey var. Bir noktadan sonra kalp savunmaya geçiyor. Artık hissedememek için hissizleşiyor. Ve biz buna “güçlü olmak” diyoruz. Belki de bu çağın en büyük yanılgısı şu: bilgi arttıkça kontrol artıyor sanıyoruz. Oysa çoğu zaman artan tek şey kaygı. Bir haber daha görmek dünyayı kurtarmıyor. Ama zihnimizde bir odanın daha ışığını açık bırakıyor. Ve biz geceleri neden uyuyamadığımızı anlamıyoruz. Sonsuz kaydırma çarkı dönüyor. Biz de dönüyoruz. Bir süre sonra düşünmüyoruz, tepki veriyoruz. Tartışıyoruz, ama sindirmiyoruz. Paylaşıyoruz, ama iyileşmiyoruz. Çünkü bu hızda hiçbir duygu sağlıklı işlenmez. Şunu sormanın zamanı gelmedi mi? Gerçekten bu kadar haberdar olmak zorunda mıyız? Belki de mesele hiçbir şeyden kaçmak değil. Belki mesele, neye ne kadar maruz kalacağımıza bilinçli karar verebilmek. Haber almak başka, kendini tüketmek başka. Farkındalık başka, zihinsel yorgunluk başka. Bu çağda en radikal tavır bazen şudur: Telefonu masaya bırakmak. Bir gün boyunca bildirimleri kapatmak. Bir felaketi ikinci kez izlememek. Duyarsızlık değil bu. Bu, ruh sağlığını koruma hakkı. Belki de gerçek bilinç, her şeyi görmek değil; Neyi görmeyeceğini seçebilmektir. Ve belki de iyileşme, dünyayı düzeltmeye çalışmadan önce zihnindeki o gürültüyü kısmakla başlar.
Ekleme Tarihi: 20 Şubat 2026 -Cuma

“Sonsuz Kaydırma: Bilgi Değil Yorgunluk Üretiyor”

Sabah uyanıyoruz.

Elimiz telefona gidiyor.

Kaydırıyoruz.

Aynı haber.
Biraz farklı başlık.
Biraz daha sert bir yorum.
Biraz daha yüksek bir öfke.

Öğle arasında bir kez daha.
Gece yatmadan önce son bir tur.

Ve fark etmeden gün boyu zihnimiz, hiç susmayan bir alarm gibi çalıyor.

Eskiden “haber almak” bir eylemdi. Şimdi “maruz kalmak” bir hâl.

Bilmekle bombardımana tutulmak arasında ciddi bir fark var. Farkında olmakla sürekli tetikte yaşamak arasında gidip geliyoruz. Ama biz o çizgiyi kaybettik. Sürekli aynı görüntüler, aynı krizler, aynı felaketler… Sanki dünyayı biz omuzlarımızda taşıyormuşuz gibi.

Gerçek şu: İnsan zihni bu kadar yük için tasarlanmadı.

Her şeyi bilmek zorunda değiliz.
Her gelişmeyi anında öğrenmek zorunda değiliz.
Her trajediyi tekrar tekrar izlemek zorunda hiç değiliz.

Ama “haberdar olmak” artık bir erdem gibi sunuluyor. Sanki biraz geri çekilsek duyarsız sayılacağız. Sanki kaydırmayı bırakırsak umursamaz olacağız.

Oysa tam tersi.

Sürekli maruz kalmak, duyarlılığı artırmıyor; köreltiyor.
Üzüntü doygunluğu diye bir şey var. Bir noktadan sonra kalp savunmaya geçiyor. Artık hissedememek için hissizleşiyor.

Ve biz buna “güçlü olmak” diyoruz.

Belki de bu çağın en büyük yanılgısı şu: bilgi arttıkça kontrol artıyor sanıyoruz. Oysa çoğu zaman artan tek şey kaygı.

Bir haber daha görmek dünyayı kurtarmıyor.
Ama zihnimizde bir odanın daha ışığını açık bırakıyor.
Ve biz geceleri neden uyuyamadığımızı anlamıyoruz.

Sonsuz kaydırma çarkı dönüyor. Biz de dönüyoruz.

Bir süre sonra düşünmüyoruz, tepki veriyoruz.
Tartışıyoruz, ama sindirmiyoruz.
Paylaşıyoruz, ama iyileşmiyoruz.

Çünkü bu hızda hiçbir duygu sağlıklı işlenmez.

Şunu sormanın zamanı gelmedi mi?
Gerçekten bu kadar haberdar olmak zorunda mıyız?

Belki de mesele hiçbir şeyden kaçmak değil.
Belki mesele, neye ne kadar maruz kalacağımıza bilinçli karar verebilmek.

Haber almak başka, kendini tüketmek başka. Farkındalık başka, zihinsel yorgunluk başka.

Bu çağda en radikal tavır bazen şudur:
Telefonu masaya bırakmak.
Bir gün boyunca bildirimleri kapatmak.
Bir felaketi ikinci kez izlememek.

Duyarsızlık değil bu. Bu, ruh sağlığını koruma hakkı.

Belki de gerçek bilinç, her şeyi görmek değil; Neyi görmeyeceğini seçebilmektir. Ve belki de iyileşme, dünyayı düzeltmeye çalışmadan önce zihnindeki o gürültüyü kısmakla başlar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Mustafa GÜNSAL
(20.02.2026 13:22 - #5101)
Bir süre sonra düşünmüyoruz, tepki veriyoruz. Tartışıyoruz, ama sindirmiyoruz. Paylaşıyoruz, ama iyileşmiyoruz.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Okur...
(20.02.2026 15:34 - #5102)
Emeğinize sağlık hocam çok güzel bir yazı olmuş her zamanki gibi
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.