Günün Getirdikleri-Ertuğrul Mat-TBMM 14.Dönem Bursa Milletvekili
Köşe Yazarı
Günün Getirdikleri-Ertuğrul Mat-TBMM 14.Dönem Bursa Milletvekili
 

Kafkasya Hasreti (*)

Çerkesler hep savaşmışlar, hep acı çekmişlerdi…Osmanlı ile Çarlık Rusya’sı arasındaki savaşlarda, hep Osmanlı’dan yana olmuş, hep Kafkas dağlarının hür ve Müslüman kalmasını istemişlerdi. Muhafazakardılar. Gelenekleri ve göreneklerini muhafaza ederken, gelişen Çarlık Rusya’sının güçleri karşısında zayıf kalarak yenilmişler, 1864/1866 arasındaki savaşta zalimce katledilmişler, sağ kalanların bir kısmı da, Osmanlı topraklarına sürülmüştü. Şimdi Avrupa’ya geçmek için Ege ve Akdeniz sularında boğulan Suriyeliler gibi, Afganlar gibi, Çerkesler de bindikleri derme çatma gemilerin Karadeniz’de batması ile hayatlarını kaybetmişler, Samsun’a ya da Trabzon’a ulaşabilenler de servetlerini bu kaçış esnasında Çarlık Rusya’sı asker ve memurlarına vermek mecburiyetinde kaldıkları rüşvetler dolayısıyla yitirmişlerdi. Karadeniz’in Kafkasya kıyılarından kalkıp Trabzon’a, Samsun’a doğru yol alan ve yaşama yeniden tutunma umudu taşıyan Çerkeslerin bindikleri o gemilerin, Karadeniz’in hırçın sularında, Rus torpidoları tarafından kolayca batırılmaları dolayısıyla adları “ölüm gemileri” olmuştu. O ölüm gemilerinin hikayelerini, nesillerden nesillere bir anlatsalardı, Çerkes olsanız da, olmasanız da yürekleriniz dağlanırdı. Bunun için anlatmazlardı. Bu Kafkas ve Kırım coğrafyasının kaderiydi. İkinci Cihan harbinden sonra da, bu coğrafyada yaşayanların büyük bir kısmı Almanları destekledikleri için Kızıl Ordu tarafından katledildiler. Bir kısmı da Rus topraklarından geri çekilen Alman askerleri ile birlikte Avrupa’ya gitmişler, bu sefer de, işsizlik ve açlıkla mücadele ederken ölmüşlerdir. 1947 sonbaharı Paris’te Sen nehri kıyılarında bir ceset bulunmuştu. Üzerindeki kimlikten ölenin, Buğra Alp Giray adında Kırımlı bir Türk olduğu, İkinci Dünya savaşı sırasında vatanında yaşamak şansı kalmadığı için, Rusya’dan çekilen Alman askerleriyle birlikte Avrupa’ya gelerek, Paris’te çok fakir bir hayat yaşadığı anlaşılmıştı. Aşağıdaki şiirişte o Buğra Alp Giray’ın cebinden çıkmıştır. “Paris Akşamları Bu kent her şeyiyle bana yabancı, Caddeler, binalar bütün insanlar, Öyle hasretim ki ezan sesine. Ararım çevremde minare cami, Lakin takılırım çan kulesine, Her şehrin muhteşem kilisesinde, Yad-el elemleri sarar içimi.   Uzaklarda yurdum, buradan çok uzak, Her mevsim güneşli, masmavi göklü, Camili, kubbeli, kümbetli, köşklü, Ozanlı, garipli, kervaransaraylı, Hele insanları Alp’li, Giraylı. Atiye hanım bir Çerkes kızı olarak, Kırımlı Türklerin bu kaderini de anlamış, eserlerinde anlatmış, bu insanlık dramının hüznünü onlarla beraber yaşamıştır. Bu sebeple Amerikalı Kırımlı Türkler Federasyon’u kendisine 4 Kasım 1976 tarihinde bir şükran belgesi vermeyi kararlaştırmıştır. Atiye hanımın gözlerinde hep hüzün, gönlünde hep Kafkasya hasreti vardı. Hep susardı…Biliyordu ki, bir anlatmaya başlasa, gözyaşları seller gibi akardı… Bütün Çerkesler gibi, o da acıları kendi içinde hapsetmeye çalışır, çocuklarına o acıların intikal etmesinden korkardı. Yurdundan kovulanların çoğu gibi bazen o da Cahit Sıtkı’nın dilinden: “Orada bir köy var uzakta O köy bizim köyümüzdür. Gitmesek te, gelmesek te, O köy bizim köyümüzdür” der, dalıp giderdi. Hasret ölmüştü, atalarının doğduğu ülkenin köylerine, dağlarına, ovalarına, akıp giden ırmaklarına. Ama o topraklar, o ırmaklar, o ovalar da hasretti bu evlatlarına. Artık iki taraflı hasret bitiyor: Atiye hanımın bedeni olmasa da, adı Kafkas coğrafyasında yaşayacak. Maykop’taki Adige Ulusal Müzesi Diaspora Bölüm Başkanı Şengül İyigün hanımın gayretleriyle müzenin bir köşesine Atiye Keskin (Kubanlı) adı verilecek, bu köşede kızı Emirhan Erşan’ın hediye ettiği annesinin çok güzel bir Çerkes elbisesi bir manken üzerinde sergilenecek ve kısa bir biyografisi de sergiyi gezenlerin bilgisine sunulacak. Atiye hanımın “Bir Papazın Hatıra Defteri-Mavi Baba” adlı bu son eserini, Maykop’ta bastırarak, onu Çerkes dünyasında ebedileştireceğiz.  (*) Bu yazı Atiye Hanımın Bir Papazın Hatıra Defteri kitabının sonunda yer alan, “Kafkasya Hasreti” başlıklı yazımdır.)      
Ekleme Tarihi: 10 Şubat 2024 - Cumartesi

Kafkasya Hasreti (*)

Çerkesler hep savaşmışlar, hep acı çekmişlerdi…Osmanlı ile Çarlık Rusya’sı arasındaki savaşlarda, hep Osmanlı’dan yana olmuş, hep Kafkas dağlarının hür ve Müslüman kalmasını istemişlerdi.

Muhafazakardılar.

Gelenekleri ve göreneklerini muhafaza ederken, gelişen Çarlık Rusya’sının güçleri karşısında zayıf kalarak yenilmişler, 1864/1866 arasındaki savaşta zalimce katledilmişler, sağ kalanların bir kısmı da, Osmanlı topraklarına sürülmüştü.

Şimdi Avrupa’ya geçmek için Ege ve Akdeniz sularında boğulan Suriyeliler gibi, Afganlar gibi, Çerkesler de bindikleri derme çatma gemilerin Karadeniz’de batması ile hayatlarını kaybetmişler, Samsun’a ya da Trabzon’a ulaşabilenler de servetlerini bu kaçış esnasında Çarlık Rusya’sı asker ve memurlarına vermek mecburiyetinde kaldıkları rüşvetler dolayısıyla yitirmişlerdi.

Karadeniz’in Kafkasya kıyılarından kalkıp Trabzon’a, Samsun’a doğru yol alan ve yaşama yeniden tutunma umudu taşıyan Çerkeslerin bindikleri o gemilerin, Karadeniz’in hırçın sularında, Rus torpidoları tarafından kolayca batırılmaları dolayısıyla adları “ölüm gemileri” olmuştu.

O ölüm gemilerinin hikayelerini, nesillerden nesillere bir anlatsalardı, Çerkes olsanız da, olmasanız da yürekleriniz dağlanırdı.

Bunun için anlatmazlardı.

Bu Kafkas ve Kırım coğrafyasının kaderiydi.

İkinci Cihan harbinden sonra da, bu coğrafyada yaşayanların büyük bir kısmı Almanları destekledikleri için Kızıl Ordu tarafından katledildiler. Bir kısmı da Rus topraklarından geri çekilen Alman askerleri ile birlikte Avrupa’ya gitmişler, bu sefer de, işsizlik ve açlıkla mücadele ederken ölmüşlerdir.

1947 sonbaharı Paris’te Sen nehri kıyılarında bir ceset bulunmuştu. Üzerindeki kimlikten ölenin, Buğra Alp Giray adında Kırımlı bir Türk olduğu, İkinci Dünya savaşı sırasında vatanında yaşamak şansı kalmadığı için, Rusya’dan çekilen Alman askerleriyle birlikte Avrupa’ya gelerek, Paris’te çok fakir bir hayat yaşadığı anlaşılmıştı.

Aşağıdaki şiirişte o Buğra Alp Giray’ın cebinden çıkmıştır.

Paris Akşamları

Bu kent her şeyiyle bana yabancı,

Caddeler, binalar bütün insanlar,

Öyle hasretim ki ezan sesine.

Ararım çevremde minare cami,

Lakin takılırım çan kulesine,

Her şehrin muhteşem kilisesinde,

Yad-el elemleri sarar içimi.

 

Uzaklarda yurdum, buradan çok uzak,

Her mevsim güneşli, masmavi göklü,

Camili, kubbeli, kümbetli, köşklü,

Ozanlı, garipli, kervaransaraylı,

Hele insanları Alp’li, Giraylı.

Atiye hanım bir Çerkes kızı olarak, Kırımlı Türklerin bu kaderini de anlamış, eserlerinde anlatmış, bu insanlık dramının hüznünü onlarla beraber yaşamıştır.

Bu sebeple Amerikalı Kırımlı Türkler Federasyon’u kendisine 4 Kasım 1976 tarihinde bir şükran belgesi vermeyi kararlaştırmıştır.

Atiye hanımın gözlerinde hep hüzün, gönlünde hep Kafkasya hasreti vardı.

Hep susardı…Biliyordu ki, bir anlatmaya başlasa, gözyaşları seller gibi akardı…

Bütün Çerkesler gibi, o da acıları kendi içinde hapsetmeye çalışır, çocuklarına o acıların intikal etmesinden korkardı.

Yurdundan kovulanların çoğu gibi bazen o da Cahit Sıtkı’nın dilinden:

“Orada bir köy var uzakta

O köy bizim köyümüzdür.

Gitmesek te, gelmesek te,

O köy bizim köyümüzdür” der, dalıp giderdi.

Hasret ölmüştü, atalarının doğduğu ülkenin köylerine, dağlarına, ovalarına, akıp giden ırmaklarına. Ama o topraklar, o ırmaklar, o ovalar da hasretti bu evlatlarına.

Artık iki taraflı hasret bitiyor:

Atiye hanımın bedeni olmasa da, adı Kafkas coğrafyasında yaşayacak.

Maykop’taki Adige Ulusal Müzesi Diaspora Bölüm Başkanı Şengül İyigün hanımın gayretleriyle müzenin bir köşesine Atiye Keskin (Kubanlı) adı verilecek, bu köşede kızı Emirhan Erşan’ın hediye ettiği annesinin çok güzel bir Çerkes elbisesi bir manken üzerinde sergilenecek ve kısa bir biyografisi de sergiyi gezenlerin bilgisine sunulacak.

Atiye hanımın “Bir Papazın Hatıra Defteri-Mavi Baba” adlı bu son eserini, Maykop’ta bastırarak, onu Çerkes dünyasında ebedileştireceğiz.

 (*) Bu yazı Atiye Hanımın Bir Papazın Hatıra Defteri kitabının sonunda yer alan, “Kafkasya Hasreti” başlıklı yazımdır.)

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Ertuğrul Mat
(11.02.2024 22:05 - #752)
Yazarin notu: Orada bif köy var uzakta şıiri Ahmet Kutsi Tecer' indir. Bu yanlışlıtan dolayı, okuyucularımdan özür dilerim
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.