Bir ailenin mücadelesi

Yaşam (Web Sitesi) - Web Sitesi | 06.02.2024 - 13:04, Güncelleme: 06.02.2024 - 13:04 811+ kez okundu.
 

Bir ailenin mücadelesi

Gaziantep'te yaşayan Karapırlı Ailesi 6 Şubat depremlerinden iki oğullarını ve evlerini kaybetti. Yaşadıkları felaket sonrası 106 gün hastanede kalan aile, bir yandan sağlık sorunlarıyla boğuşurken diğer yandan hayata tutunmaya çalışıyor. New York Times, Karapırlı Ailesi'nin mücadelesini yazdı
Nihayet, ambulansların yaralı bedenlerini hastaneye taşımasından 106 gün sonra, çiftin ayrılmasına izin verildi. İbrahim Karapırlı ağrıyan bacağını korumak için koltuk değnekleriyle fizik tedaviden döndü. Eşi Pınar, kalan tek koluyla onlara nasıl bakacağından emin olamadan ikiz çocuklarını kucağına aldı. Çift, geçen yıl Şubat ayında şafak sökmeden önce Türkiye'nin güneyindeki altı katlı apartmanlarında meydana gelen şiddetli depremde ölen iki oğullarının yasını tutmaya devam ediyordu. İbrahim ve Pınar, eşyalarının bulunduğu bir düzine plastik torbayı bir tekerlekli sandalyenin üzerine yığdı, hemşirelere veda etti ve arabalarına gitti. Pınar, "Allah'ım, lütfen sonumuzun yine burası olmasına izin verme" dedi. Travmalarla geçen bir yıl   İbrahim sağ bacağındaki plastik korseye rağmen arabayı kullanıyordu. İşine dönmek ve ailesine güvenli yeni bir ev bulabilmek için acele ediyordu. 47 yaşındaki İbrahim, 35 yaşındaki Pınar ve 2,5 yaşındaki ikizleri Elçin ve Eray için 6 Şubat depreminden bu yana geçen bir yıl, parça parça, travmayla dolu yeni bir hayatı toparlamak için acılı bir arayışla geçti. 7.8 büyüklüğündeki depremin ardından saatler sonra gelen ikinci şiddetli sarsıntı, bölgede yüzlerce yıldır yaşanan en büyük ve en ölümcül depremdi. İnsanlar depreme uykuda yakalandı ve 53 binden fazla kişinin ölümüne neden oldu. Çöküş Karapırlı ailesinin altı üyesinden dördünün hayatta olması birçok açıdan mucizevi bir durum. Deprem sabah 4:17'de meydana geldiğinde Pınar, çiftin büyük oğulları 10 yaşındaki Erdem ve 9 yaşındaki Enes'i uyandırmak için çığlık attı. Ardından ikizleri İbrahim'e vermek için koridora koştu. Zemin çökerken ve tavan yıkılırken büyük bir çatırtı duydular.  Yıkıntıların arasında sıkışıp kaldılar. Diz çökmüş bir şekilde enkazda kalan İbrahim'in sağ bacağını molozlar ezdi. Hala yara almamış olan ikizleri tutuyordu. Ona yakın bir noktada da eşi Pınar'da enkazdaydı. Ağzında o kadar çok moloz vardı ki çığlık atamıyordu. Erdem onunla sarmaş dolaştı. Kimin hayatta olduğunu görmek için birbirlerine seslendiler. Enes cevap vermedi. Pınar üzerine bir beton parçası düştüğünü görmüştü ve öldüğünü tahmin ettiler. 38 saat sonra kurtarıldılar Kar yağıyordu ve soğuk içeri sızıp saatler ilerledikçe konuştular. İkinci gün sesler duydular. İbrahim bağırdı ve bir kurtarma ekibi aşağıya indi. Onlara ulaştıklarında Erdem sessizliğe gömülmüştü. Nihayet, depremden 38 saat sonra, kurtarma ekipleri ikizleri İbrahim'den aldılar. İbrahim onlara Pınar'ı kurtarmalarını söyledi. Onu kazıp çıkardılar, bir sedyeye yatırdılar ve bir vinçle sokağa indirdiler. Daha sonra İbrahim geldi ve alandan ayrılmadan önce bir sigara içip Erdem'e veda etmek istedi. Ancak kurtarma ekipleri durumundan endişe ederek onu acilen hastaneye kaldırdı. O anları anlatan İbrahim, "Ne o son sigarayı içebildim ne de oğlumu kucaklayabildim" dedi.  Çocukların cesetleri çıkarıldı ve yakındaki bir mezarlığa gömüldü. Anne ve babalarının durumu o kadar ağırdı ki ikisi de cenazelerine katılamadı. Bir aile kurmak Depremden önce hayatlarının güzel gittiğini anlatan İbrahim, "Son birden hiçliğin içine düşünüyorsun" dedi. Karapırlı ailesinin kurulması yıllar önce, İbrahim'in bir akrabasının telefonundaki fotoğrafta Pınar'ı görmesiyle başladı. Pınar'ın ailesi muhafazakâr olduğu için onunla flört etmesi bir seçenek değildi, bu yüzden İbrahim'in ailesi Pınar'ın ailesini ziyarete gitti. İki aydan kısa bir süre sonra evlendiler. İbrahim bir bankada çalışıyor, saçlarını arkaya doğru at kuyruğu yapıyor, sevinçlerini ve öfkelerini yüksek sesle yaşıyordu. Pınar liseyi bitireli birkaç yıl olmuştu ve arkadaşları arasında bile alçak sesle konuşuyordu. O 32, Pınar 20 yaşındaydı.   İlk oğulları Erdem 2012 yılında dünyaya geldi. Ertesi yıl da Enes dünyaya geldi. Çift, banka tarafından el konulan bir daireyi satın almak için mali kaynaklarını zorladı. Dört yatak odası ve parka bakan geniş bir balkonu vardı. Çocuklar sokaklarda yürümeyi, konuşmayı ve bisiklete binmeyi öğrendiler.  İbrahim sonunda bankadaki işinden ayrıldı ve Pınar'la birlikte bir tatlı dükkânı açtı. Adını da Bir Buket Kek koydular. Kısa süre içinde Sevgililer Günü için 100 sipariş almaya başladılar ve Instagram'da 6 bin takipçileri oldu.  2020 yılında Pınar tekrar hamile olduğunu öğrendi. Bir gün kontrolden eve döndüğünde dehşet içindeydi. İbrahim karısını bu kadar şaşkın görünce "Düşük mü yaptın" diye sordu. Anca Pınar ona, "Hayır, daha kötü. İkizler!" diye yanıt verdi. Haziran 2021'de ikizler dünyaya geldi ve Pınar dört çocuğa ve işe yetişemeyince dükkanı satmaya karar verdiler. İbrahim uygun fiyatlı konutlar inşa eden bir belediye şirketinde finans müdürü olarak işe başladı.  Hastanede geçen günler Kurtarma ekipleri İbrahim'i çıkardıklarında uyluk kemiği en az yedi yerden kırılmış ve alt bacağı ezilmişti. Doktorlar defalarca ameliyat yaparak kemiğini bir arada tutmak için bir çubuk vidaladılar. Pınar'ın yüzü o kadar şişmişti ki ikizler onu tanıyamadı. Kolunu kurtarmak için üç hafta süren ameliyatlardan sonra doktorlar kolunun kesilmesi gerektiğine karar verdi.  İbrahim, ikizleri yıkayamamaktan, besleyememekten ya da kendine bakamamaktan korktuğunu söyleyen Pınar'ı teselli etti. İbrahim yardım edeceğine, onu yıkayıp giydireceğine ve ondan asla bıkmayacağına söz verdi. "Ben senin kolun olacağım" dedi ona. Zamanla ve tekrarlanan ameliyatlarla durumları stabil hale geldi ve rehabilitasyona başladılar. İbrahim her gün dizi ve ayak bileği için fizik tedavi gördü. Zar zor yürüyebildiği için hastanenin açık terasına tekerlekli sandalye ile çıkıyordu. Pınar yürüyebiliyordu ama koltuk altındaki büyük bir yara, omzunu çok fazla hareket ettirdiğinde açılıyor ve kanıyordu. Yine de Ramazan ayı Nisanda sona erdiğinde ve tatil için aileyi ziyaret eden misafirler geldiğinde, onların hediyelerini kabul edebilecek kadar iyiydi. İbrahim ve Pınar'ın yataklarının etrafındaki bir kanepeye, bir karyolaya ve bir tekerlekli sandalyeye doluşan misafirlere atıştırmalıklar, çay ve kahve ikram etti. Yetişkinler ortamı neşeli tutmaya çalıştılar ama İbrahim'in endişeleri onu kederli sessizliklere sürükledi. Ne zaman hastaneden çıkabilecek kadar iyileşeceklerdi? Nerede yaşayacaklardı? Oğulları olmadan hayatlarına nasıl devam edeceklerdi? Yeni bir ev Yaz yaklaşırken İbrahim ve Pınar'ın düşünceleri hastaneden sonraki hayata yöneldi. Asıl soru nerede yaşayacaklarıydı. Kendi evleri tamamen yok olmuştu,  İbrahim'in kardeşinin ailesinin yanına yerleşemezlerdi. İbrahim'in iş yerinden tanıdığı bir adam onlara altı ay boyunca kira ödemeden oturabilecekleri bir daire teklif etti ve sonrasında makul bir kira alacağına söz verdi. Bu onların tek elle tutulabilir seçeneğiydi, bu yüzden kabul ettiler.  Yeni evlerine yaklaşırken, binanın ne kadar yüksek olduğunu görünce tedirgin oldular: Bir otopark ve bir dizi dükkanın üzerinde dokuz kat. Daireleri en üst kattaydı, bu da onları bir depremde yıkılırsa ne kadar uzağa düşeceklerini hayal etmeye itti. Evlerine vardıklarında kapılarını flamalar ve balonlarla süslenmiş, içeriyi de bir arkadaşlarının temin ettiği mobilya ve ev eşyalarıyla donatılmış buldular. Komşuları Pınar'a bir buket beyaz çiçek verdi. Herkes içeri girdi ve Pınar da onları takip etti, gruba bakıp gülümsedi. "Hoş geldiniz" dedi ve gözyaşlarına boğuldu. Hastaneden ayrılmalarının üzerinden iki aydan fazla bir süre geçmişti ki İbrahim koridorda yürürken bacağından öyle bir ses geldi ki annesi oturma odasından duyup koştu ve onu yerde inlerken buldu. Uyluk kemiği tekrar kırılmıştı, bu da yeni bir ameliyat ve bacağında ikinci bir çubuk anlamına geliyordu.  Ağustos ayında meydana gelen küçük bir deprem onları korkuttuktan sonra, kasabanın dışında belediyeye ait bir tatil bungalovunda uyumaya başladılar. İki odası ve basit mobilyaları olan, turistler için inşa edilmiş, tek katlı basit bir yapıydı. Ama oraya da hiçbir zaman tam anlamıyla yerleşemediler. "Salatayı kendi başıma yaptım" Pınar, kavanoz açmak, fermuar çekmek gibi basit işleri tek koluyla yapabilmek için mücadele ediyordu. Ama alıştı. Mutfakta kendini çaresiz hissediyordu, ta ki ilham verici bir kadın yardımına koşana kadar. Ezgi Kaşısarı İngiltere'de yaşayan bir Türk'tü. Sol kolunu multipl skleroz nedeniyle kaybetmişti ve sosyal medyada sadece uyum sağlamakla kalmayıp nasıl coşkuyla yaşadığını gösteriyordu. Pınar, Ezgi'nin özel bir kesme tahtası üzerinde tek elle yemek yaptığı bir video gördü ve nereden bulabileceğini sormak için mesaj attı. Sohbet ettiler. Ezgi Türkiye'ye bir sonraki gelişinde Pınar'a bir kesme tahtası getirdi. Sabit tutmak için lastik ayakları,  tek elle kesmek için ürünleri ve eti yerinde tutan pimleri ve kavanozları açmak için bir aparatı vardı.  Kısa bir süre sonra Pınar, arkadaşlarından oluşan bir WhatsApp grubuna doğranmış havuç, yeşillik, domates ve lahananın fotoğrafını gönderdi. "Kızlar, salatayı kendi başıma yaptım. Bugünkü yemeği de kimseden yardım almadan pişirdim" diye yazdı.  Aralık ayı sonlarında İbrahim'in karnında keskin bir ağrı başladı ve şiddetli safra kesesi iltihabı nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Bir ameliyat daha geçirdikten sonra Pınar'la birlikte dokuzuncu kattaki, duvarlarında çatlaklar olan daireye geri döndüler çünkü havalar bungalovda uyumak için fazla soğuktu. Kendilerine yeni bir ev bulma çabaları çıkmaza girmişti. Geçtiğimiz günlerde Pınar'ın arkadaşı Fatma Kaplan onu yeni bir ütü almaya götürdü. Eve dönerlerken Pınar Fatma'ya, İbrahim'le birlikte tatlıcı dükkânını satın alan kadının, işletmenin WhatsApp hesabında çocuklardan gelen eski sesli mesajları bulduğunu söylediğini anlattı. Pınar onları istiyor muydu?  Pınar, "Elbette onları istiyorum" diye yanıt verdi. Her biri kayıp bir hayatın zaman kapsülü olan bir düzineden fazla mesaj vardı. Pınar onları arabada yüksek sesle dinledi. Çocuklar oradaydı, telefonundan sesleri yükseliyor, şakalaşıyor ve onu sevdiği bir yemeği yapmaya ikna etmek için çok aç olduklarını söylüyorlardı. Fatma o kadar çok ağladı ki yolu göremedi. Mesajları dinlerken gülümsediğini anlatan Pınar, "Sanki yaşıyorlarmış gibi. Sanki bir yere gitmişler de birazdan döneceklermiş gibi. Sanki bir yıl geçmiş gibi değil. Sanki dün gibi" diye konuştu. NYT
Gaziantep'te yaşayan Karapırlı Ailesi 6 Şubat depremlerinden iki oğullarını ve evlerini kaybetti. Yaşadıkları felaket sonrası 106 gün hastanede kalan aile, bir yandan sağlık sorunlarıyla boğuşurken diğer yandan hayata tutunmaya çalışıyor. New York Times, Karapırlı Ailesi'nin mücadelesini yazdı

Nihayet, ambulansların yaralı bedenlerini hastaneye taşımasından 106 gün sonra, çiftin ayrılmasına izin verildi. İbrahim Karapırlı ağrıyan bacağını korumak için koltuk değnekleriyle fizik tedaviden döndü. Eşi Pınar, kalan tek koluyla onlara nasıl bakacağından emin olamadan ikiz çocuklarını kucağına aldı. Çift, geçen yıl Şubat ayında şafak sökmeden önce Türkiye'nin güneyindeki altı katlı apartmanlarında meydana gelen şiddetli depremde ölen iki oğullarının yasını tutmaya devam ediyordu. İbrahim ve Pınar, eşyalarının bulunduğu bir düzine plastik torbayı bir tekerlekli sandalyenin üzerine yığdı, hemşirelere veda etti ve arabalarına gitti. Pınar, "Allah'ım, lütfen sonumuzun yine burası olmasına izin verme" dedi.

Travmalarla geçen bir yıl

 

İbrahim sağ bacağındaki plastik korseye rağmen arabayı kullanıyordu. İşine dönmek ve ailesine güvenli yeni bir ev bulabilmek için acele ediyordu. 47 yaşındaki İbrahim, 35 yaşındaki Pınar ve 2,5 yaşındaki ikizleri Elçin ve Eray için 6 Şubat depreminden bu yana geçen bir yıl, parça parça, travmayla dolu yeni bir hayatı toparlamak için acılı bir arayışla geçti. 7.8 büyüklüğündeki depremin ardından saatler sonra gelen ikinci şiddetli sarsıntı, bölgede yüzlerce yıldır yaşanan en büyük ve en ölümcül depremdi. İnsanlar depreme uykuda yakalandı ve 53 binden fazla kişinin ölümüne neden oldu.

Çöküş

Karapırlı ailesinin altı üyesinden dördünün hayatta olması birçok açıdan mucizevi bir durum. Deprem sabah 4:17'de meydana geldiğinde Pınar, çiftin büyük oğulları 10 yaşındaki Erdem ve 9 yaşındaki Enes'i uyandırmak için çığlık attı. Ardından ikizleri İbrahim'e vermek için koridora koştu. Zemin çökerken ve tavan yıkılırken büyük bir çatırtı duydular. 

Yıkıntıların arasında sıkışıp kaldılar. Diz çökmüş bir şekilde enkazda kalan İbrahim'in sağ bacağını molozlar ezdi. Hala yara almamış olan ikizleri tutuyordu. Ona yakın bir noktada da eşi Pınar'da enkazdaydı. Ağzında o kadar çok moloz vardı ki çığlık atamıyordu. Erdem onunla sarmaş dolaştı. Kimin hayatta olduğunu görmek için birbirlerine seslendiler. Enes cevap vermedi. Pınar üzerine bir beton parçası düştüğünü görmüştü ve öldüğünü tahmin ettiler.

38 saat sonra kurtarıldılar

Kar yağıyordu ve soğuk içeri sızıp saatler ilerledikçe konuştular. İkinci gün sesler duydular. İbrahim bağırdı ve bir kurtarma ekibi aşağıya indi. Onlara ulaştıklarında Erdem sessizliğe gömülmüştü. Nihayet, depremden 38 saat sonra, kurtarma ekipleri ikizleri İbrahim'den aldılar. İbrahim onlara Pınar'ı kurtarmalarını söyledi. Onu kazıp çıkardılar, bir sedyeye yatırdılar ve bir vinçle sokağa indirdiler.

Daha sonra İbrahim geldi ve alandan ayrılmadan önce bir sigara içip Erdem'e veda etmek istedi. Ancak kurtarma ekipleri durumundan endişe ederek onu acilen hastaneye kaldırdı. O anları anlatan İbrahim, "Ne o son sigarayı içebildim ne de oğlumu kucaklayabildim" dedi.  Çocukların cesetleri çıkarıldı ve yakındaki bir mezarlığa gömüldü. Anne ve babalarının durumu o kadar ağırdı ki ikisi de cenazelerine katılamadı.

Bir aile kurmak

Depremden önce hayatlarının güzel gittiğini anlatan İbrahim, "Son birden hiçliğin içine düşünüyorsun" dedi. Karapırlı ailesinin kurulması yıllar önce, İbrahim'in bir akrabasının telefonundaki fotoğrafta Pınar'ı görmesiyle başladı. Pınar'ın ailesi muhafazakâr olduğu için onunla flört etmesi bir seçenek değildi, bu yüzden İbrahim'in ailesi Pınar'ın ailesini ziyarete gitti. İki aydan kısa bir süre sonra evlendiler. İbrahim bir bankada çalışıyor, saçlarını arkaya doğru at kuyruğu yapıyor, sevinçlerini ve öfkelerini yüksek sesle yaşıyordu. Pınar liseyi bitireli birkaç yıl olmuştu ve arkadaşları arasında bile alçak sesle konuşuyordu. O 32, Pınar 20 yaşındaydı.  

İlk oğulları Erdem 2012 yılında dünyaya geldi. Ertesi yıl da Enes dünyaya geldi. Çift, banka tarafından el konulan bir daireyi satın almak için mali kaynaklarını zorladı. Dört yatak odası ve parka bakan geniş bir balkonu vardı. Çocuklar sokaklarda yürümeyi, konuşmayı ve bisiklete binmeyi öğrendiler. 

İbrahim sonunda bankadaki işinden ayrıldı ve Pınar'la birlikte bir tatlı dükkânı açtı. Adını da Bir Buket Kek koydular. Kısa süre içinde Sevgililer Günü için 100 sipariş almaya başladılar ve Instagram'da 6 bin takipçileri oldu.  2020 yılında Pınar tekrar hamile olduğunu öğrendi. Bir gün kontrolden eve döndüğünde dehşet içindeydi. İbrahim karısını bu kadar şaşkın görünce "Düşük mü yaptın" diye sordu. Anca Pınar ona, "Hayır, daha kötü. İkizler!" diye yanıt verdi. Haziran 2021'de ikizler dünyaya geldi ve Pınar dört çocuğa ve işe yetişemeyince dükkanı satmaya karar verdiler. İbrahim uygun fiyatlı konutlar inşa eden bir belediye şirketinde finans müdürü olarak işe başladı. 

Hastanede geçen günler

Kurtarma ekipleri İbrahim'i çıkardıklarında uyluk kemiği en az yedi yerden kırılmış ve alt bacağı ezilmişti. Doktorlar defalarca ameliyat yaparak kemiğini bir arada tutmak için bir çubuk vidaladılar. Pınar'ın yüzü o kadar şişmişti ki ikizler onu tanıyamadı. Kolunu kurtarmak için üç hafta süren ameliyatlardan sonra doktorlar kolunun kesilmesi gerektiğine karar verdi. 

İbrahim, ikizleri yıkayamamaktan, besleyememekten ya da kendine bakamamaktan korktuğunu söyleyen Pınar'ı teselli etti. İbrahim yardım edeceğine, onu yıkayıp giydireceğine ve ondan asla bıkmayacağına söz verdi. "Ben senin kolun olacağım" dedi ona. Zamanla ve tekrarlanan ameliyatlarla durumları stabil hale geldi ve rehabilitasyona başladılar. İbrahim her gün dizi ve ayak bileği için fizik tedavi gördü. Zar zor yürüyebildiği için hastanenin açık terasına tekerlekli sandalye ile çıkıyordu.

Pınar yürüyebiliyordu ama koltuk altındaki büyük bir yara, omzunu çok fazla hareket ettirdiğinde açılıyor ve kanıyordu. Yine de Ramazan ayı Nisanda sona erdiğinde ve tatil için aileyi ziyaret eden misafirler geldiğinde, onların hediyelerini kabul edebilecek kadar iyiydi. İbrahim ve Pınar'ın yataklarının etrafındaki bir kanepeye, bir karyolaya ve bir tekerlekli sandalyeye doluşan misafirlere atıştırmalıklar, çay ve kahve ikram etti. Yetişkinler ortamı neşeli tutmaya çalıştılar ama İbrahim'in endişeleri onu kederli sessizliklere sürükledi. Ne zaman hastaneden çıkabilecek kadar iyileşeceklerdi? Nerede yaşayacaklardı? Oğulları olmadan hayatlarına nasıl devam edeceklerdi?

Yeni bir ev

Yaz yaklaşırken İbrahim ve Pınar'ın düşünceleri hastaneden sonraki hayata yöneldi. Asıl soru nerede yaşayacaklarıydı. Kendi evleri tamamen yok olmuştu,  İbrahim'in kardeşinin ailesinin yanına yerleşemezlerdi. İbrahim'in iş yerinden tanıdığı bir adam onlara altı ay boyunca kira ödemeden oturabilecekleri bir daire teklif etti ve sonrasında makul bir kira alacağına söz verdi. Bu onların tek elle tutulabilir seçeneğiydi, bu yüzden kabul ettiler. 

Yeni evlerine yaklaşırken, binanın ne kadar yüksek olduğunu görünce tedirgin oldular: Bir otopark ve bir dizi dükkanın üzerinde dokuz kat. Daireleri en üst kattaydı, bu da onları bir depremde yıkılırsa ne kadar uzağa düşeceklerini hayal etmeye itti. Evlerine vardıklarında kapılarını flamalar ve balonlarla süslenmiş, içeriyi de bir arkadaşlarının temin ettiği mobilya ve ev eşyalarıyla donatılmış buldular. Komşuları Pınar'a bir buket beyaz çiçek verdi.

Herkes içeri girdi ve Pınar da onları takip etti, gruba bakıp gülümsedi. "Hoş geldiniz" dedi ve gözyaşlarına boğuldu. Hastaneden ayrılmalarının üzerinden iki aydan fazla bir süre geçmişti ki İbrahim koridorda yürürken bacağından öyle bir ses geldi ki annesi oturma odasından duyup koştu ve onu yerde inlerken buldu. Uyluk kemiği tekrar kırılmıştı, bu da yeni bir ameliyat ve bacağında ikinci bir çubuk anlamına geliyordu. 

Ağustos ayında meydana gelen küçük bir deprem onları korkuttuktan sonra, kasabanın dışında belediyeye ait bir tatil bungalovunda uyumaya başladılar. İki odası ve basit mobilyaları olan, turistler için inşa edilmiş, tek katlı basit bir yapıydı. Ama oraya da hiçbir zaman tam anlamıyla yerleşemediler.

"Salatayı kendi başıma yaptım"

Pınar, kavanoz açmak, fermuar çekmek gibi basit işleri tek koluyla yapabilmek için mücadele ediyordu. Ama alıştı. Mutfakta kendini çaresiz hissediyordu, ta ki ilham verici bir kadın yardımına koşana kadar. Ezgi Kaşısarı İngiltere'de yaşayan bir Türk'tü. Sol kolunu multipl skleroz nedeniyle kaybetmişti ve sosyal medyada sadece uyum sağlamakla kalmayıp nasıl coşkuyla yaşadığını gösteriyordu.

Pınar, Ezgi'nin özel bir kesme tahtası üzerinde tek elle yemek yaptığı bir video gördü ve nereden bulabileceğini sormak için mesaj attı. Sohbet ettiler. Ezgi Türkiye'ye bir sonraki gelişinde Pınar'a bir kesme tahtası getirdi. Sabit tutmak için lastik ayakları,  tek elle kesmek için ürünleri ve eti yerinde tutan pimleri ve kavanozları açmak için bir aparatı vardı. 

Kısa bir süre sonra Pınar, arkadaşlarından oluşan bir WhatsApp grubuna doğranmış havuç, yeşillik, domates ve lahananın fotoğrafını gönderdi. "Kızlar, salatayı kendi başıma yaptım. Bugünkü yemeği de kimseden yardım almadan pişirdim" diye yazdı.  Aralık ayı sonlarında İbrahim'in karnında keskin bir ağrı başladı ve şiddetli safra kesesi iltihabı nedeniyle hastaneye kaldırıldı.

Bir ameliyat daha geçirdikten sonra Pınar'la birlikte dokuzuncu kattaki, duvarlarında çatlaklar olan daireye geri döndüler çünkü havalar bungalovda uyumak için fazla soğuktu. Kendilerine yeni bir ev bulma çabaları çıkmaza girmişti. Geçtiğimiz günlerde Pınar'ın arkadaşı Fatma Kaplan onu yeni bir ütü almaya götürdü. Eve dönerlerken Pınar Fatma'ya, İbrahim'le birlikte tatlıcı dükkânını satın alan kadının, işletmenin WhatsApp hesabında çocuklardan gelen eski sesli mesajları bulduğunu söylediğini anlattı. Pınar onları istiyor muydu? 

Pınar, "Elbette onları istiyorum" diye yanıt verdi. Her biri kayıp bir hayatın zaman kapsülü olan bir düzineden fazla mesaj vardı. Pınar onları arabada yüksek sesle dinledi. Çocuklar oradaydı, telefonundan sesleri yükseliyor, şakalaşıyor ve onu sevdiği bir yemeği yapmaya ikna etmek için çok aç olduklarını söylüyorlardı. Fatma o kadar çok ağladı ki yolu göremedi. Mesajları dinlerken gülümsediğini anlatan Pınar, "Sanki yaşıyorlarmış gibi. Sanki bir yere gitmişler de birazdan döneceklermiş gibi. Sanki bir yıl geçmiş gibi değil. Sanki dün gibi" diye konuştu.

NYT

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.