ATİYE KESKİN (KUBANLI)NIN ÖLÜMÜ VE ŞEHİRLERİN RUHU

Yaşam (Web Sitesi) - Web Sitesi | 11.06.2024 - 06:18, Güncelleme: 11.06.2024 - 06:18 543+ kez okundu.
 

ATİYE KESKİN (KUBANLI)NIN ÖLÜMÜ VE ŞEHİRLERİN RUHU

ATİYE KESKİN (KUBANLI)NIN ÖLÜMÜ VE ŞEHİRLERİN RUHU
44 yıl oldu Şehirler ve yöneticiler ne kadar vefasız olurlarsa olsunlar, yazarlar şehrin ruhunu temsil ederler. Şehirler, yazarlar ile yaşarlar ve o yazarları okuyanlar, şehir kültürünü muhafaza ederler. Paris, Jan Jack Rousse, Jean-Paul Sartre ve diğerleri ile, Viena Goethe,Niettzsche ve Stefan Zweig ve diğerleri ile Londra Jack london, William Shakespeare ,Edgar  Allan Po ve diğerleri, Moskova Tolstoy,Puşkin ve diğerleri,Sankt- Petersburg Dostoyovskı ve diğerlerinin eserleriyle ruh kazanmıştır. Biliyor musunuz? Çar Orduları Kırımı işgal edip, Bahçe Şehirdeki Şahingiray’ ın Han Sarayına girdiklerinde her tarafı yakıp yıkmışlar; ama oradaki muhteşem Akyar Mermerinden yapılmış “Gözyaşı Çeşmesi “ ne ,onu Puşkin bir şiirinde anlattığı için bugüne bırakmışlardı.. Vahşet, şiire, çar askeri şaire boyun eğmişti.. Bir şairin şiiri, şehrin ruhunu yaşatan bir çeşmeyi tarihe armağan etmişti. Andrea Bocelli dünyaca ünlü tenor Floransa doğumludur. O’nu dinlemek için dünyanın her yerinden binlerce insan, her yıl, Toskana vadisinin yaylalarına, yayan tırmanıyorlar, üstelik binlerce dolar ödeyerek. Ya biz, şehrin ruhunu temsil eden şairlerimize, sanatkârlarımıza, yazarlarımıza sahip çıkabiliyor  muyuz? Hayır! Keles’in Gököz köyünde doğan Müzeyyen Senar’ın doğduğu evinin önüne bir büstünü dikmeyi, Keles’in muhteşem ve tarihi Koca yaylasında O’nu anma konserleri tertip edebiliyor muyuz? Hayır! Ben,  muhteşem sesin doğduğu evin önüne, O’nun bir büstünü diktirmek için, bir zamanlar kollarımı sıvadım; değerli dostum Bengü Bilik Hanım vasıtasıyla oğluyla temas ettim; O da, bana “Evet” demedi,”Hayır “ da ama, bana bu hususta Müzeyyen Hanım’la Zeki Bey’in hayat hikayesini yazan Radi Dikici beyle temas etmemi tavsiye etti. Aradım, yurt dışındaydı.. “Ben sizi ararım” dedi. Aramadı. Ömrü yetmedi. Varislerin muvafakatı olmadığı için, başaramadık. Oysa sevgili arkadaşım Ahmet Celal Gül, dostu olan Yılmaz Erşen hocayla da temasa geçmişti. Ya bir dünya starı olan Zeki Müren’ e sahip çıkabildik mi? Bence O’na da hayır!  Oysa her yıl , onlar için  bütün  müzikseverlerin, bütün turist acentelerinin takvimlerine giren müzik şölenleri tertip edebilirdik.. Belki İlhan İrem’i de hatırlayabilirdik.  Bursa’nın yetiştirdiği, şairlere, ediplere, artistlere vefa gösterebilirdik. Oysa biz, Bursa, Konya, İstanbul, Erzurum Ankara’nın ruhunu Ahmet Hamdi Tanpınar ‘dan öğrenmiştik ama o yazarı okumayanlar bu şehirlerin ruhuna bigane kaldılar. Bursalı şehir yöneticileri de, kendi yazarlarını okusaydı; şairlerini, sanatkarlarını anlasalardı; hepimiz eski Bursa fotoğraflarındaki güzellikler karşısında “ah” çekerek iç geçirmezdik. Atiye Hanım da, bu şehrin, Bursa’nın  ruhunu anlayan, tanıyan ve anlatan bir yazardı. Siz isteseniz de istemeseniz de Atiye hanımın ruhunu Bursa’nın manevi dünyası sarmıştı. Siz kabul etseniz de, etmeseniz de, bu şehrin ruhuna da Atiye Hanımın  manevi dünyası sinmişti Atiye Hanım, Bursa Hakimiyet, Son Havadis, İstanbul, Tercüman, Günaydın gibi,1970’lerde ulusal ve yerel basının en çok satan ve en çok okunan gazetelerinde köşe yazısı yazmış; bu yazılar dolayısıyla, dünyanın birçok ülkesinden davetler almış, oralarda konferanslar vermiş, O’nun  İslam ülkeleri ve Onların liderleri ile yaptığı röportajları bu gazetelerde yer almıştı. 11 Haziran tarihinde bir trafik kazası neticesinde vefatının haberini, en son yazdığı İstanbul Gazetesi, 13 Haziran 1980 tarihli nüshasında: Yazı işleri "Nükte sustu, Işık söndü.." diye  yüreği yanarak," En çok okunan yazarlardan biriydi" başlığı ile vermiş ve bir gün sonraki nüshasında Atiye Hanım’ı eserleri ile tanıtacağını bildirmişti. Ertesi gün,14 Haziran 1980 tarihli İstanbul Gazetesi, tam 41 yıl evvel bugün,ölümü Dolayısıyla  1. sayfasının tamamını Atiye Hanım’a ayırmıştı. Alçakça yapılan su-i kastlar neticesinde öldürülen Abdi İpekçi ve Çetin Emeç dışında, hiçbir gazeteci, böyle anılmamıştı.  Bursa’da hiçbir gazeteci, ne dün, ne de bugün, O'nun ulaştığı uluslararası şöhrete ulaşamadı. Bursa' da hiçbir gazeteci, O'nun kadar dünya politikasında söz sahibi liderler tarafından hüsnü kabul görmedi;Pakistan'dan, Suudî Arabistan' a, Suudî Arabistan'dan Fas' a, Cezayir'e ve Batı Sahra’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada davetler alıp, konferanslar vermedi. Pakistan’da bir darbe ile devrilip, sonra da bir darbe mahkemesinde idama mahkûm olan Zülfikâr Ali Butto’nun affı için gittiği Pakistan’da, darbenin lideri General Ziya Ül Hakk tarafından kabul edilen; Yüksek Mahkeme Başkanı Meşhur Şair Muhammed İkbal’in oğlu Cevat İkbal ile verilen ölüm cezası hakkında konuşan ilk ve tek gazeteci O’ydu. Başka hiçbir gazeteci, ne Bursalı ne de  bir başkası,ondan evvel bunu başaramadı. Bursa’da hiçbir gazeteci, O’nun gibi, BBC ' ye mülakat vermedi. Bursa' da hiçbir gazetecinin, O’nun gibi basılı ve birçok baskılı on beş kitabı olmadı. Bursa’da hiçbir gazeteci, O’nun gibi, Çocuk Esirgeme Kurumu’ndaki kızlarla ilgilenip, onları sahiplenip, onları evlendirip iyi birer yuvaya kavuşturmadı. Bursa’da hiçbir gazeteci, O’nun gibi yardım kampanyaları açıp, Hapishane ve Düşkünler Evi koğuşlarını kalınabilir hale getirmedi; oralarda okuma yazma kursları açtırmadı. Bursa’da hiçbir gazeteci, O’nun gibi, İslam’ın aydınlık yüzünü anlattığı için, bir Diyanet İşleri Başkanı’ndan iltifat, takdir ve teşekkürlerini bildiren bir mektup almadı. İşte ben bunun için bir Bursalı, Bursalı bir gazeteci olarak, O’na borcumu ödemek istedim: İyi ki bunu idrak ettim. Mezar taşında: "Ezginlerin solundayız, Bilginlerin sağındayız. Hakikatın yolundayız. Mazlumların gözyaşında, Kerbelanın taşındayız. Zalimlerin karşısında, Fakirlerin aşındayız.." yazmaktadır.  
ATİYE KESKİN (KUBANLI)NIN ÖLÜMÜ VE ŞEHİRLERİN RUHU

44 yıl oldu
Şehirler ve yöneticiler ne kadar vefasız olurlarsa olsunlar, yazarlar şehrin ruhunu temsil ederler.

Şehirler, yazarlar ile yaşarlar ve o yazarları okuyanlar, şehir kültürünü muhafaza ederler.

Paris, Jan Jack Rousse, Jean-Paul Sartre ve diğerleri ile, Viena Goethe,Niettzsche ve Stefan Zweig ve diğerleri ile Londra Jack london, William Shakespeare ,Edgar  Allan Po ve diğerleri, Moskova Tolstoy,Puşkin ve diğerleri,Sankt- Petersburg Dostoyovskı ve diğerlerinin eserleriyle ruh kazanmıştır.

Biliyor musunuz?

Çar Orduları Kırımı işgal edip, Bahçe Şehirdeki Şahingiray’ ın Han Sarayına girdiklerinde her tarafı yakıp yıkmışlar; ama oradaki muhteşem Akyar Mermerinden yapılmış “Gözyaşı Çeşmesi “ ne ,onu Puşkin bir şiirinde anlattığı için bugüne bırakmışlardı..

Vahşet, şiire, çar askeri şaire boyun eğmişti..

Bir şairin şiiri, şehrin ruhunu yaşatan bir çeşmeyi tarihe armağan etmişti.

Andrea Bocelli dünyaca ünlü tenor Floransa doğumludur.

O’nu dinlemek için dünyanın her yerinden binlerce insan, her yıl, Toskana vadisinin yaylalarına, yayan tırmanıyorlar, üstelik binlerce dolar ödeyerek.

Ya biz, şehrin ruhunu temsil eden şairlerimize, sanatkârlarımıza, yazarlarımıza sahip çıkabiliyor  muyuz?

Hayır!

Keles’in Gököz köyünde doğan Müzeyyen Senar’ın doğduğu evinin önüne bir büstünü dikmeyi, Keles’in muhteşem ve tarihi Koca yaylasında O’nu anma konserleri tertip edebiliyor muyuz?

Hayır!

Ben,  muhteşem sesin doğduğu evin önüne, O’nun bir büstünü diktirmek için, bir zamanlar kollarımı sıvadım; değerli dostum Bengü Bilik Hanım vasıtasıyla oğluyla temas ettim; O da, bana “Evet” demedi,”Hayır “ da ama, bana bu hususta Müzeyyen Hanım’la Zeki Bey’in hayat hikayesini yazan Radi Dikici beyle temas etmemi tavsiye etti.

Aradım, yurt dışındaydı..

“Ben sizi ararım” dedi. Aramadı.

Ömrü yetmedi.

Varislerin muvafakatı olmadığı için, başaramadık.

Oysa sevgili arkadaşım Ahmet Celal Gül, dostu olan Yılmaz Erşen hocayla da temasa geçmişti.

Ya bir dünya starı olan Zeki Müren’ e sahip çıkabildik mi?

Bence O’na da hayır! 

Oysa her yıl , onlar için  bütün  müzikseverlerin, bütün turist acentelerinin takvimlerine giren müzik şölenleri tertip edebilirdik..

Belki İlhan İrem’i de hatırlayabilirdik. 

Bursa’nın yetiştirdiği, şairlere, ediplere, artistlere vefa gösterebilirdik.

Oysa biz, Bursa, Konya, İstanbul, Erzurum Ankara’nın ruhunu Ahmet Hamdi Tanpınar ‘dan öğrenmiştik ama o yazarı okumayanlar bu şehirlerin ruhuna bigane kaldılar.

Bursalı şehir yöneticileri de, kendi yazarlarını okusaydı; şairlerini, sanatkarlarını anlasalardı; hepimiz eski Bursa fotoğraflarındaki güzellikler karşısında “ah” çekerek iç geçirmezdik.

Atiye Hanım da, bu şehrin, Bursa’nın  ruhunu anlayan, tanıyan ve anlatan bir yazardı.

Siz isteseniz de istemeseniz de Atiye hanımın ruhunu Bursa’nın manevi dünyası sarmıştı.

Siz kabul etseniz de, etmeseniz de, bu şehrin ruhuna da Atiye Hanımın  manevi dünyası sinmişti

Atiye Hanım, Bursa Hakimiyet, Son Havadis, İstanbul, Tercüman, Günaydın gibi,1970’lerde ulusal ve yerel basının en çok satan ve en çok okunan gazetelerinde köşe yazısı yazmış; bu yazılar dolayısıyla, dünyanın birçok ülkesinden davetler almış, oralarda konferanslar vermiş, O’nun  İslam ülkeleri ve Onların liderleri ile yaptığı röportajları bu gazetelerde yer almıştı.

11 Haziran tarihinde bir trafik kazası neticesinde vefatının haberini, en son yazdığı İstanbul Gazetesi, 13 Haziran 1980 tarihli nüshasında:

Yazı işleri "Nükte sustu, Işık söndü.." diye  yüreği yanarak," En çok okunan yazarlardan biriydi" başlığı ile vermiş ve bir gün sonraki nüshasında Atiye Hanım’ı eserleri ile tanıtacağını bildirmişti.

Ertesi gün,14 Haziran 1980 tarihli İstanbul Gazetesi, tam 41 yıl evvel bugün,ölümü

Dolayısıyla  1. sayfasının tamamını Atiye Hanım’a ayırmıştı.

Alçakça yapılan su-i kastlar neticesinde öldürülen Abdi İpekçi ve Çetin Emeç dışında, hiçbir gazeteci, böyle anılmamıştı.

 Bursa’da hiçbir gazeteci, ne dün, ne de bugün, O'nun ulaştığı uluslararası şöhrete ulaşamadı.

Bursa' da hiçbir gazeteci, O'nun kadar dünya politikasında söz sahibi liderler tarafından hüsnü kabul görmedi;Pakistan'dan, Suudî Arabistan' a, Suudî Arabistan'dan Fas' a, Cezayir'e ve Batı Sahra’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada davetler alıp, konferanslar vermedi.

Pakistan’da bir darbe ile devrilip, sonra da bir darbe mahkemesinde idama mahkûm olan Zülfikâr Ali Butto’nun affı için gittiği Pakistan’da, darbenin lideri General Ziya Ül Hakk tarafından kabul edilen; Yüksek Mahkeme Başkanı Meşhur Şair Muhammed İkbal’in oğlu Cevat İkbal ile verilen ölüm cezası hakkında konuşan ilk ve tek gazeteci O’ydu.

Başka hiçbir gazeteci, ne Bursalı ne de  bir başkası,ondan evvel bunu başaramadı.

Bursa’da hiçbir gazeteci, O’nun gibi, BBC ' ye mülakat vermedi.

Bursa' da hiçbir gazetecinin, O’nun gibi basılı ve birçok baskılı on beş kitabı olmadı.

Bursa’da hiçbir gazeteci, O’nun gibi, Çocuk Esirgeme Kurumu’ndaki kızlarla ilgilenip, onları sahiplenip, onları evlendirip iyi birer yuvaya kavuşturmadı.

Bursa’da hiçbir gazeteci, O’nun gibi yardım kampanyaları açıp, Hapishane ve Düşkünler Evi koğuşlarını kalınabilir hale getirmedi; oralarda okuma yazma kursları açtırmadı.

Bursa’da hiçbir gazeteci, O’nun gibi, İslam’ın aydınlık yüzünü anlattığı için, bir Diyanet İşleri Başkanı’ndan iltifat, takdir ve teşekkürlerini bildiren bir mektup almadı.

İşte ben bunun için bir Bursalı, Bursalı bir gazeteci olarak, O’na borcumu ödemek istedim:

İyi ki bunu idrak ettim.

Mezar taşında:

"Ezginlerin solundayız,

Bilginlerin sağındayız.

Hakikatın yolundayız.

Mazlumların gözyaşında,

Kerbelanın taşındayız.

Zalimlerin karşısında,

Fakirlerin aşındayız.." yazmaktadır.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ulusgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.