Uzmanlara göre Batı, ABD'nin kural temelli düzeni yıkmasına yeterince ses çıkarmıyor
LAHEY (AA) - ABD Başkanı Donald Trump'ın göreve başladığı ilk günlerden itibaren Panama Kanalı'nı, Kanada'yı ve Grönland'ı almayı hedef olarak açıklaması ve 3 Ocak'ta Venezuela'ya yönelik hava saldırılarıyla eş zamanlı olarak Devlet Başkanı Maduro'yu alıkoymasının ardından uzmanlar, uluslararası hukukun ciddi tehdit altında olduğunu dile getiriyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi yetkisi, Kongre onayı, meşru müdafaa iddiası ve makul bir yasal gerekçe bile olmadan Venezuela'ya gerçekleştirilen askeri operasyon, kural temelli düzene yönelik en zararlı saldırı olarak görülüyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütünün (HRW) eski Direktörü Profesör Kenneth Roth ve Kanada'daki Fraser Valley Üniversitesinden Dr. Mark Kersten, AA muhabirine Batılı devletlerin Trump yönetiminin ihlallerine yeterince ses çıkaramamasının endişe verici olduğunu ifade etti.
Roth'a göre ABD'ye yönelik bir tehdit bulunmuyorduHRW'nin eski Direktörü Roth, Trump'ın uluslararası kuralları tamamen yıktığını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:
"İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana uluslararası düzenin birinci şartı, bir ülkenin diğerini işgal edememesidir. Bir hükümetin başka bir ülkeye karşı askeri güç kullanması için yalnızca iki istisna var. Biri BM Güvenlik Konseyinin onayı, diğeri ise gerçek veya yakın bir silahlı çatışmaya karşı meşru müdafaa durumu."
Venezuela ile ABD arasında silahlı çatışma olmadığını, ABD'ye yönelik tehdit bulunmadığını vurgulayan Roth, "Trump, askeri operasyonun gerekçesi olarak uyuşturucu kaçakçılığını öne sürüyor ancak bu, asla kuvvet kullanmayı haklı çıkaran silahlı bir saldırı olarak görülemez." ifadelerini kullandı.
Roth, Trump'ın, ABD'nin dünyanın en güçlü ordusuna sahip olduğu için istediği her şeyi yapabileceğini söylemeye çalıştığını belirterek, "Ülkeleri tehdit edebilir, işgal edebilir, topraklarını ele geçirebilir. Bu, kuralsız bir dünya anlamına geliyor." diye konuştu.
Bu durumun, Rusya ve Çin gibi ülkelerin de benzer adımları atmasına emsal teşkil edebileceğini dile getiren Roth, dünyanın çoğunun bu ihlalleri kabul etmediğini, bunun emperyalizme ve güçlünün haklı olduğu dünyaya dönüş anlamına geleceğini söyledi.
"Çoğu Avrupa hükümeti ılımlı ifadelerle tepki verdi"Roth, Avrupa hükümetlerinin Trump'ın Venezuela işgaline ılımlı tepki verdiğine dikkati çekerek, "Çoğu Avrupa hükümeti, ılımlı ifadelerle tepki verdi. Uluslararası hukuka uyma ihtiyacını muğlak ifadelerle dile getirdiler ama işgali kınamadılar." dedi.
Bunun nedeninin Ukrayna olduğunu savunan Roth, "Avrupa hükümetleri, en önemli önceliklerinin Trump'ı Ukrayna'nın savunması için gemide tutmak olduğuna karar verdi. Bir anlamda Trump'ı incitmemek için her türlü şeye katlanmaya razı oldular." ifadelerini kullandı.
Avrupalı liderler açısından bu bakış açısının sığ olduğunu vurgulayan Roth, şöyle devam etti:
"Eğer Trump'ın Venezuela'yı işgal etmesinde yanlış bir şey yoksa o zaman Putin'in Ukrayna'yı işgal etmesinde de yanlış bir şey yok. Trump'ın Grönland'ı ele geçirmesinde yanlış bir şey yok. Bu, sığ bir yaklaşım, ilkeli bir yaklaşım değil ama burada bir pragmatizm var. Avrupalı liderlerin, başka bir ülkeyi işgal etmenin tamam olduğunu düşündüğünü sanmıyorum. Sadece Trump'ı üzmekten korkuyorlar ve en büyük öncelikleri, Trump'ın Putin'e karşı Ukrayna'yı savunmaya katılımını sürdürmek."
Gazze konusunda Avrupa Birliği'nin (AB) ortak görüş belirtemediğini ve AB ülkelerinin farklı tepkiler gösterdiğini anlatan Roth, "Avrupa Birliği'nin fikir birliğine dayalı bir duruş benimsemesi imkansız çünkü Almanya, güçlü bir şekilde her şeye engel oluyor. Almanya, bence Holokost'tan yanlış ders çıkarıyor. İsrail hükümetini ne yaparsa yapsın, Yahudileri ve dünya çapındaki herkesi koruyan temel hakları yıksa bile İsrail’i desteklemesi gerektiği düşünüyor." yorumunda bulundu.
Roth, diğer Avrupa ülkelerine bakıldığında İspanya, Belçika ve İrlanda'nın İsrail’in ihlallerine çok daha güçlü tepki gösterdiklerini dile getirdi.
Kersten'e göre uluslararası hukuk saldırı altındaDr. Kersten, BM Şartı'nda ve özellikle meşru müdafaa talebi veya Güvenlik Konseyi yetkisi dışında güç kullanma yasaklarının modern uluslararası hukuk sisteminin temel taşı olduğunu vurguladı.
Kersten, "Venezuela'ya yönelik saldırılar ve Grönland'ı ilhak etme tehditleri, potansiyel olarak Meksika'ya ve Kolombiya'ya saldırma tehditleri ve hatta yaşadığım ülke Kanada'ya saldırıp onu 51. eyalet yapma tehditlerinin herhangi biri kuvvet kullanımını da beraberinde getirirse BM Şartı’nın ihlali anlamına gelir. Bunu Venezuela bağlamında gördük, güç gerçekten kullanıldı ve uluslararası hukuk ihlal edildi." dedi.
ABD'nin 66 uluslararası örgütten çekildiğini anlatan Kersten, "Bu bireysel gelişmelerin, saldırıların veya ABD'nin kararlarının herhangi birini izole olarak görmemiz yanlış olur. Bu saldırılar, sadece belirli devletlere veya kurumlara yönelik saldırılar değil. Bir anlamda dünyaya, uluslararası ilişkilere yönelik bir saldırı." görüşünü paylaştı.
"Çoğu Batılı devlet, yumruklarını geri çekti"Bazı Batılı devletlerin ihlallere ses çıkarsalar da çoğunun yeterli tepkiyi göstermediğini kaydeden Kersten, "Çoğu Batılı devlet, Trump yönetiminin gazabından korkuyor. Çoğu Batılı devlet, yumruklarını geri çekti." diye konuştu.
Devletlerin, şimdi uluslararası hukuku desteklememeleri halinde gelecekte hukuki korumadan daha az faydalanabilecekleri uyarısında bulunan Kersten, "Uluslararası hukuk, devletlerin yarattığı ve devletlerin davranışlarının bir yansımasıdır. Diğer devletler kolektif olarak uluslararası hukuk ilkelerini savunmadığında uluslararası hukuk kesinlikle zayıflar.” değerlendirmesinde bulundu.
Muhabir: Selman Aksünger