Ulus Gazetesi

 

 

Metin Boyutu
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Home EKONOMİ PİYASALAR Milli Direnme Ekonomisi

Milli Direnme Ekonomisi

e-Posta Yazdır PDF

Direnme insanoğlunun bu dünyada yaşayabilmesi ve ayakta kalabilmesi için tabiatın ona bahşettiği yegâne yetenektir. Bu özellik yalnızca insanoğlu için değil canlı bütün varlıklar için geçerlidir. Canlının hayatta kalabilmek için çevresi ile her mücadele bir direnmedir. Hakkını hukukunu savunmak bir direnmedir. Bireyi birey yapan da bu direnmedir. Milletlerin de bireyler gibi bağımsızlığı için yaptığı mücadele siyasal direnmedir. Devletler için direnme yalnızca siyasal bir eylem olarak kalamaz. Siyasal olarak emperyalizme direnebilmek için ekonomik direnme mevzilerini oluşturmak gerekmektedir. Nasıl ki sıcak bir savunma savaşın da siperler kazılır, mevziler oluşturulur ve dışarıdan gelecek saldırılara karşı direnilirse ekonomide de benzer ilişkiler söz konusudur.           

Öyle ise ekonomik mevzilerimizi oluşturmaya başlayalım.           

Öncelikle kaynak meselesine girelim. Vahşi liberallerin dillerinden düşürmediği bu husus direnme ekonomisi için de önemlidir. Ancak, kaynağın kökenini belirtmemiz ekonomik kavrayış açısından gerekli olabilir. Kaynağı emek üretir. Kötüye kullanılmayan, iyi organize edilmiş emek temel koşuldur. İyi organize edilmiş emek deyince toplumsal huzurun ve güvenin içindeki üreten emekten söz ettiğimiz herhalde anlaşılmaktadır. Toplumsal huzur ve güveni sağlayacak olan ise siyaset ve onun arkasındaki halk desteğidir.           

Açık pazar ekonomisinde bu toplumsal huzur ve güven ortamını tesis etmek mümkün değildir. Çünkü pazar ekonomisinde daima sermayenin hak ve hukuku önde gider. Buda geniş halk kitlelerinin mağduriyetidir. Böyle bir ortamda emek üretken olamaz, üretken olmayan emek de yeterince artı değer yani sermaye(kaynak) üretemez.           

Tekrar direnme ekonomisine dönelim. Bunun için öncelikle irade gereklidir. Bu direnme siyasi, ekonomik, kültürel, askeri iradi alanlarını kapsar. Kaynak yaratımında üretken emeğin meydana getirilmesi için eğitim olmazsa olmaz koşuldur.           

M.Kemal’in vefatından sonra üretken emeği eğitecek eğitim kurumları büyük ölçüde tasfiye edilmiştir. Milli irade ve benliği tahrip eden dini eğitim kurumları ve Amerikan kolejleri üretken emeğe uygun olmayan insan yetiştirdi. Eğitim kurumlarında İngilizce ders saatlerini artırıp Türkçe derslerini azalttılar. Dil ile düşünce arasındaki bağı kopardılar. Böylece hem Türkçe hem de İngilizce bilmeyen tarzanca konuşup yazan diplomalı, üretmeyen kişilere ekonomi içinde rol verdiler. Milli eğitim kurumlarından gelen kişileri de dil bilmiyor diye ikinci sınıf eleman olarak istihdam ettiler.           

Milli direnme ekonomisinde eğitim Türkçe olmalıdır. Dolayısı ile eğitimde zaman ve kaynak  israfına son verilebilir. İngilizce öğretmek için harcanan kaynaklar ile daha fazla halk çocuğunun eğitilmesi söz konusudur..           

Direnme ekonomisinin üretim girdisi olarak bilgi;           

Emeğin üretken duruma getirilmesinde ikinci basamak bilgi veya bilginin uygulanması demek olan teknolojidir. Emeğin etkin kullanımı için bilgi tabi ki çok önemlidir. Ancak,  teknolojinin kimin yararına işlediği daha da önemlidir. Basit bir örnek vermek gerekirse; Mustafa Kemal’in döneminde kazma ve kürek ile 4200 km demir yolu yapılmışken, tüm Cumhuriyet Hükümetleri döneminde ancak 250km. Demir yolu yapılabilmiştir.           

Ülkenin bilgi ve teknoloji üretme yeteneğini artırmak, bilgiyi ticarileştirmeden yaygınlaştırmak milli ekonominin direnme mekanizmaları olmalıdır. Bilginin yaygınlaşmasını ve halkın malı haline gelmesini önleyen temel mekanizma bilginin ticarileştirilmesidir. Bilginin açık ve serbestçe kullanılması gerekir. Çünkü bilgi yalnızca sermayenin kendisine ait bir mülk değildir. Toplum tarafından üretilen bilgi topluma ait olmak durumundadır.           

Emperyalizm bilginin yayılmasını engellemek için patent, marka tescili, tasarım gibi kurumlar oluşturmuştur. Bu kurumlar vasıtası ile bilgiyi kendi denetiminde tutmaktadır.           

Milli kuvvetlerin direnme ekonomisinin temelini faiz ve spekülasyonlar değil, üretim meydana getirecektir. Üreteceğiz, üretmek için gerekli iklimi ve şartları oluşturacağız. Her yıl faize ödenen yaklaşık 50 milyar ABD doları üretime aktarılmalıdır.  Yeri gelmişken şu ünlü soruya da burada net bir cevap vermek istiyorum. Emperyalizmin zorladığı soru şu; ekonomi mi siyaseti yönetecek, yoksa siyaset mi ekonomiyi yönetecek? Ekonominin siyaseti yönetmesi demek sermayenin yani holdinglerin halkı yönetmesi demektir. Böyle olursa nerede halk nerede demokrasi? Devlet şirket değildir. Dolayısı ile asıl olan halktır ve onun iradesi siyaseti ve yönetimi oluşturur. Aksi takdirde devlet mafyalaşır.                           

Bu mafyalaşmanın önüne geçmenin yegâne yolu ekonominin planlanmasıdır. Zaten hangi amacı hedeflersek hedefleyelim, mutlaka bir plan yapmak mecburiyetindeyiz. İster karma ekonomi olsun ister planlı ekonomi olsun plan gereksinimi kaçınılmazdır. Vahşi liberalizmin dediği gibi kendimizi pazarın insafına terk edersek bugün olduğu gibi; gelir dağılımının bozulduğu fakirleşmenin hat safhaya geldiği bir konuma varırız.           

Direnme ekonomisinde üretimin diğer girdisi enerji;           

Bir süreci anlamaya çalışırken nasıl ki o sürecin geçmişini, şimdisini kavrayarak bir öngörüde bulunursak, ekonominin sürecini kavramak ve bir öngörüde bulunmak içinde enerjinin ekonomi içindeki konumunu anlamak gerekir. Enerjinin kendisi zaten maddedir, maddesiz hiçbir üretim gerçekleşmez. Enerji üretimin temel büyüklüğüdür.            Şunu artik herkes bilmektedir ki, dünyada enerjiye hükmedenler dünyaya da hükmetmektedirler. Enerji emperyalizmin en gözde iki sektöründen biridir. Diğeri de otomotiv sektörüdür. Emperyalizm ile mücadelede üretimi kurtarmak için bu iki hain sektöre çok dikkat etmek gerekmektedir.Çok uluslu enerji tekelleri doğal enerji kaynaklarımızın kullanılmasının önündeki temel engeldir.           

Dünya da gelişmiş ülkeler elektrik üretimi için %42 oranında kömür kullanırlarken ülkemizde elektrik üretiminde %44 oranında ithal doğal gaz kullanılmaktadır. Doğal gazın anavatanı olan Rusya da bile elektrik enerjisi üretiminde doğal gaz kullanılmamaktadır.           

Rusya ile yaptığımız doğal gaz alımı sözleşmesi gereğince yılda 50milyar metre küp doğal gaz almak mecburiyetindeyiz. Yıllık doğal gaz tüketimimiz ise 30 milyar metre küptür. (2002 yılı tüketimi) Sözleşme gereği 20 milyar metre küp gazı almadığımız halde ödeyeceğiz. Felaket bununla da bitmiyor. Gaz ile elektrik üretimi yapan özel şirketler ile yapılan elektrik alım sözleşmelerinde de tam kapasite üretime göre ödeme yapıldığından, bu kez de almadığımız elektriğe ödeme yapıyoruz.               Mevcut su potansiyelimizin %30 ‘dan dan yararlanabilmekteyiz. Kötü ellerde işletilen hidroelektrik (barajlar)  santralleri ise sözde su seviyesi düşük diye zaman zaman devre dişi bırakılmaktadır. Bunun yerine ithal doğal gaz ile elektrik enerjisi üretilmektedir.           

Kömür yataklarımızı hemen hemen hiç kullanmıyoruz denilebilir. Eğer ülkemizde kömür yataklarına 10 milyar ABD Dolar yatırım yaparsak 40 milyar ton kömür elde edebiliriz.( İ.T.Ü Prof. Dr. Güven Ünal’ın fizibilite hesabına göre)            

Jeotermal enerji kaynaklarımızın yalnızca %2,9 u yararlanılır konumdadır.           

Milli enerji politikalarında etkinlik elde etmek için ulaşımda toplu taşımacılık, raylı sistemler yatırımı gerçekleştirilmelidir. Şimdiki enerji politikasının ayakları olan otomotiv ve enerji sektörü gayri millidir. Direnme ekonomisinde enerji sektörünün millileştirilmesi gerekir.           

Ulaşım; Etkin bir kamu hizmeti yaratmak, toplumsal eşitliğe katkı sağlamak, ekonominin verimliliğini yükseltmek için milli ulaşım politikasında demir yolu taşımacılığının önemi çok büyüktür. Tek tek bireyleri taşımak yerine , toplu halde taşımak, küçük küçük yükler yerine kitle halinde yükler taşımanın ucuz ve etkin olduğunu bilmek için bilim insanı olmaya gerek yoktur.           

Ürettiğimiz ürünlerin içinde taşıma payının ucuzlatılması demek ürünün daha ucuz olarak tüketiciye ulaşması demektir. Enerji ve ulaşımda elde edilecek etkinlik (ucuzluk) hayatin diğer bütün alanlarına yansıyacaktır.           

Direnme ekonomisinin diğer önemli unsuru sanayi ;           

Bilginin, emeğin, enerjinin, maddenin birleştirildiği ve stratejik planlama ile ürüne dönüştürüldüğü sanayi ekonomik etkinliğin en yoğun yaşandığı alandır.           

Cumhuriyetin kurulması ile birlikte tarımdan elde edilen tarım ürününün sanayi ürününe dönüştürülmesi ile işe başlandı. Tütün sigaraya, pancar şekere, zeytin yağa, pamuk beze, buğday una dönüştürülmüştür.           

M. Kemal ile başlayan sanayileşme hamlesi 1960 hatta 1970’li yıllara kadar uzanıyordu. Bu maksatla kurulmuş olan, çekirdek sanayi diyebileceğimiz Karabük Demir Çelik Fabrikaları, Nazilli Bez Fabrikası, Tekel Sigara Fabrikaları, Alpullu Şeker Fabrikaları gibi sanayi birimleri kurulmuştur. Bir taraftan Osmanlı’dan kalan borçlar ödenirken diğer yandan tarımdan ve sanayiden elde edilen ürünlerin ülke içerisin de taşınması için demir yolları yatırımı gerçekleştiriliyordu.

 

Liberal kalemşorların Cumhuriyet’in sanayileşme tarihini iyi incelemeleri belki onları hizaya getirebilir. Stratejik planlamanın nasıl top yekûn kalkınmayı gerçekleştirdiğini M.Kemal’den öğrenmeliyiz. Aslında Cumhuriyetin kazanımlarını haraç mezat satan ulusu üretimsiz bırakanların söyleyecek sözü olmaması gerekir. Saygılarımla.

   

 

 

Bülent Esinoğlu(E) STB Sanayi Genel Md.                        
Son Güncelleme ( Perşembe, 20 Kasım 2008 23:08 )  

ULUS

ULUS GAZETESİ'NİN BASILI HALİNİ BİLGİSAYARLARINA İNDİRMEK İSTEYEN ABONELERİMİZ AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIYA TIKLAYARAK İLGİLİ BÖLÜME GİREBİLİRLER.

ÜYE GİRİŞİ

 

Bu Ülke Bizim

              2008’i bitirdik ve yeni bir yıla başladık. ...

 

İsrail Sorunu

 Yeni yıla girerken , İsrail devleti  Gazze  şeridine silahlı saldı...

 

Türk Gençliği

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türk gençliğine emanet etmiştir. B...

 

Susma! Sustukça sıra sana gelecek

 Dünya 2009 yılına İsrail’in Gazze’de son 60 yılın en kanlı sal...

 

Gazze Çocukları'na…

 Mini mini bebeler gördüm.Açlıktan karınları şişmiş bebeler,Hasta...

 

Soykırım İftirasına Yanıt

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasının ardından; İ...

 

Şu Bizim “Tv Haberleri” Üzerine!..

Özel TV Kanallarında Hızlı Gelişme: Türkiye’de 90’lı yıllardan ...

 

Ses Bayrağımıza Saygı

  Son zamanlarda her  yerde türkçemize  saygısızlığın çeşitli...

 

Türkiye-ABD: Kronik krizler, 'dost' çelmeleri, çatışma alanları - 11

(29 Aralık 2008’den devam)   Heyet-i Temsiliye ve TBMM Hükümeti dön...

 

Kim Karlı?

Yeni bir yıla girdik. Kurumlar, bireyler yıl sonunda ama şöyle ama böy...

 

Bu Umut Bizim

Allah’tan umut bizi hiç terk etmiyor, yoksa nasıl katlanacak bu can bunca zorluğa, eziyete, bun...

 

Söz Düşerse Her Şey Düşer!

Söz söyleyen insan, eşyayı sözle adlandırır ve tanımlar.  Düşüncelerini sözle ifade ede...

 

2009 Yılı İçin

2008 yılında da ülkemizde skandal üzerine skandal yaşanmaktadır. Hemen hemen her gün yeni bir...

 

Küresel Kriz

Sinyalini 2006 yılı başlarında vermeye başlayan ekonomik kriz bütün dünya ekonomisini etkile...

 

CHP’nin Yeni Açılımları ve 29 Mart Seçimleri

Türkiye Cumhuriyeti emperyalist işgale ve işbirlikçilerine karşı Mustafa Kemal’in öncülü...

 

Bu Aralar Bir Can Kaçtan Gidiyor?

Yeni yılın ilk sarsıcı haberi Ankara’da doğalgaz faciasıyla hayatını kaybeden 7 üniversit...

 

Harbiyeli Aldanmaz (Harbiden)

 “İdealist Kardeşim,Genç ve küçük rütbedeki arkadaşlarımızın memleket davalarına büy...